Rize’de arazi kullanımının sınırları, görenleri hayrete düşürüyor. Şehirde sadece geniş plantasyonlarda değil, saksı içlerinden sebze bahçelerine kadar her noktada çay çalılarına rastlamak mümkün. Bölge halkı, coğrafi kısıtlılıkları aşmak için yerel mezarlık alanlarındaki boşlukları dahi çay tarımıyla değerlendiriyor. Bu “her karışta üretim” modeli, Rize’yi İngiltere gibi devlerin önüne geçiren en büyük itici güç olarak tanımlanıyor.
Yılda yüz günden fazla yağış alan ve bulutlarla kucaklaşan Pontik Dağları’nın nemli yamaçları, çay bitkisi için dünyadaki en ideal ortamlarından birini sunuyor. Rize’nin bu doğal avantajı, çay yapraklarının kendine has aromasını ve kalitesini zirveye taşıyor. Nemli hava ve bereketli toprak yapısı, kısıtlı alanlarda bile maksimum verim alınmasını sağlayarak şehri Avrupa’nın zirvesine taşıdı.
Rize’de çay üretimi, sadece bir tarım faaliyeti değil, aynı zamanda yüksek fiziksel dayanıklılık gerektiren bir mücadele. Üreticiler, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte neredeyse dik bir açıyla yükselen tarlalarda mesaiye başlıyor. Nesilden nesile aktarılan özel teknikler ve mekanik kepçelerle yapılan hasat, hem yakıcı güneşin hem de sağanak yağmurun altında kesintisiz devam ediyor. Coğrafyanın zorlu şartlarına göğüs geren işçiler, her bir taze yaprağı titizlikle toplayarak fabrikalara ulaştırıyor.
Tarlalardan toplanan yaş çay yaprakları, tazeliğini kaybetmemesi için bölgedeki binlerce fabrikaya süratle sevk ediliyor. On yıllardır değişmeyen fermente etme, kurutma ve bükme yöntemleri, modern teknolojinin hızıyla birleşiyor. Depolardaki devasa stoklar, artık sadece yerel değil, küresel ölçekteki talebi de karşılayabilecek seviyeye ulaştı. Sanayi tesislerinin tam kapasiteyle çalıştığı Rize’de, ekonomi tamamen bu “yeşil yaprakların” ticareti üzerine kurulu dev bir çark gibi dönüyor.
