Babacan konuşmasında, bölgedeki savaşın kök sebepleri ortadan kaldırılmadan ateşkeslerin kalıcı çözüm üretmeyeceğini savunurken, Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’ın ortak ve net bir tutum alması halinde dış müdahalelerin önünün kesilebileceğini ifade etti. Aynı konuşmada ekonomik sıkıntılara da değinen Babacan, esnaf, çiftçi ve sanayicinin ağır borç yükü altında bulunduğunu, vergi ve sigorta borçları için yeniden yapılandırma gerektiğini söyledi; Türkiye ekonomisinin IMF’ye değil, hukuk, adalet ve güven ortamının yeniden tesisine ihtiyaç duyduğunu savundu. Babacan ayrıca “Terörsüz Türkiye” sürecine destek verdiklerini belirterek, ülkenin daha zor dönemlere hazırlıklı girebilmesi için milletin bütün kesimlerinin kenetlenmesi gerektiğini dile getirdi.
“Bölgemizde son derece şımarık haydut adeta bir terör örgütü ne yaparsa bunu yapan bir devlet oluşmuş durumda. Bir de ta okyanus ötesinden gelip buralarda ahkam kesmeye çalışan bir başka devletle beraber bu işi yapıyorlar. Fakat bizim asıl üzüldüğümüz konu bizim kendi coğrafyamızdaki ülkelerin bu konudaki tutumu. Ben hep söylüyorum. Bu Avrupa Birliği Bakanlığı’nın döneminde, Dışişleri Bakanlığı döneminde de hep ifade ettim. Eğer bizim coğrafyada Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan. Bu dört ülke sımsıkı bir arada ortak bir net tavır takındıktan sonra bu tavra rağmen ne yakın bölgemizde ne de uzaklardan gelip de buralarda hiç kimse hiçbir şey yapamaz. Bu dört ülke net, sert bir tavır aldıktan sonra başka hiçbir ülkenin bu bölgede esamesi okunmaz. Eğer bu konu buralara geldiyse maalesef bu ülkeler arasındaki çatlaklardan meydana gelmiştir. Maalesef İslam dünyasının kendi içindeki gerginliklerden, kendi içindeki anlaşmazlıklardan ve o boşluklardan başka ülkelerin istifade edip girmesiyle maalesef bu savaş başlamıştır. Umarız ki uzun sürmez. Umarız ki tez zamanda geçici de olsa bir ateşkes sağlanır. Daha sonra bu kalıcı ateşkese döner ve nihayetinde bir barış anlaması Bu iş sonuçlanır diye ümit ediyoruz ve bu konudaki tavsiyelerimizi yapılması gerekenleri de dilimiz döndüğünce sesimizi duyurabildiğimizce konunun muhataplarına iletiyoruz.”
Yaşanan ekonomik sıkıntıların “Şu an savaş var dur hele” denilerek geçiştirilemeyeceğini belirten Babacan, şunları kaydetti:
“Ramazan vesilesiyle pek çok ilde programlara katıldım. Gittiğim her yerde hangi esnafa girsem bana tebligat çıkarttı. Maliyeden zarf gelmiş, tebligat gelmiş, şunu öde, bunu öde. Ya bugün bırakın esnafın boğazına sigorta öde, vergi öde diye sarılmayı. Tam tersine uzun süren bir krizden sonra esnafımızı, çiftçimizi rahatlatacak borcu yeniden yapılandırma yapma dönemidir. Defalarca yaptık. İyi günlerde, işlerin iyi olduğu günlerde farklı politika uygularsınız ama kriz dönemlerinde dönerseniz farklı şeyler yaparsınız. En az bir yıl ödemesiz, üç yıl bu vadeye vergi borçları ve sigorta borçları ertelenmelidir. Başka türlü olmaz, altından kalkamaz. Esnafımız da kobimiz de sanayicimiz de kalkamaz. Ve bunu yaparken yeniden yapılandırırken öyle piyasa faizi oranlarıyla falan değil. Sadece ve sadece enflasyonun matematiğe katıldığı bir formülle bunların yapılması lazım. Yoksa yeniden yapılandırıyorsun, ekliyorsun faizi gene ödeyemeyecek. Günü gelecek gene ödeyemeyecek yani. Mesele sadece bir yıl ötelemek değil ki. Mesele ödeme günü geldiğinde kolay ödeme imkanı sağlayacak bir yeniden yapılandırma.
Türkiye çok büyük bir ülke. Çok güzel bir ülke. Avrupa’nın en büyük toprakları bizim. Avrupa’nın en büyük tarım alanları bizim. Avrupa’nın en büyük ve en genç nüfusu bizim. Önü açık ülke, potansiyeli en büyük ülke bizim ülkemiz. Bunu Türkiye daha önce yaptı, başardı. Daha önce Türkiye herkesin parmakla gösterdiği, herkesin yere göğe sığdıramayacağı sığdıramadığı bir ülke oldu.
Biraz önce valimizle o 2012-2013 yıllarını konuştuk. Türkiye’nin zirve dönemini, IMF borcun son taksidini ödediğimiz günü konuştuk. Bu ülke IMF 10 yıllar boyu borçlu kalmış. 19 tane Standart Antlaşması yapmış. Hiçbirini tamamlayamamış. Hiçbirini borcunu ödeyememiş. Borcu döndüre döndüre onun onu al ona kapa derken en son taksiti Merkez Bankası’nın ödeme terminallerinden enter tuşuna basarak bana nasip oldu. Çok şükür o gün bugündür Türkiye IMF’ye muhtaç değil. Bana hala soruyorlar. Bana soruyorlar ya çok sıkışık durum acaba IMF gerekir mi böyle bir durumda? Yok diyorum ya gerek yok öyle bir şey. Yani şu anda bu haliyle bile ekonomimizin bir IMF falan ihtiyacı yok. Böyle bir şeye gerek yok. Türkiye’nin kaynağı var. Türkiye’nin insan kaynağı da var. Yurt içi veya yurt dışında bizim vatandaşlarımızın sahip olduğu ekonomik kaynaklar da var. Maalesef bu kaynaklar şu anda Türkiye’de yatırımda kullanılmıyor. Başka yerlerde başka yerlere kaçıyor. Niye? Güven olmadığı için. Ekonomi sadece ekonomi politikasından da ibaret değildir. Ekonomi pek çok politika alanının aslında etkilediği bir alandır. Başta da hukuk ve adalet. Yani hukuk ve adalet Olmayınca ekonomi olmaz. İnsanlar kendini hukuki güvenlikte hissetmeden iş yapmaz, yatırım yapmaz, istihdam oluşturmaz. Ha ne olur? Hukukun olmadığı kurallarının olmadığı bir ortamda. Ancak belediyelerin, bakanlıkların, ülkeyi yönetenlerin böyle özel imkan açtığı, özel imkan oluşturduğu.
Şirketler ancak iş yapıp para kazanabilir. Kimseye izin vermez. Sadece birine izin verir. O yapar. Oradan belki para kazanan bir şirket çıkar. Bir avuç insan zengin olur ama topyekün zenginleşme olmaz. Ya bir ülkenin topyekün zenginleşmesi, gelir dağılımının düzelmesi, ta hücrelerine kadar ülkenin daha Müreffeh bir ülke olması ancak adil bir ortamda hukukla ve kural bazlı bir yönetim anlayışıyla olur. Bu sağlanmadan da ekonomi düzelmez. Nobel İktisat Ödülü almış 10 tane iktisatçıyı getirin, şu anda Türkiye ekonomisinin başına koyun, yapamazlar. Derler ki ya hukuk adalet tarafında sıkıntılar var. Onlar ‘önce bir çözün ondan sonra biz işimizi yapalım’ derler. Olmaz çünkü.”
