Bahçeli: Barış teslimiyet veya taviz değildir… Oyalamaya ve oyalanmaya gerek yok

Bahçeli: Barış teslimiyet veya taviz değildir… Oyalamaya ve oyalanmaya gerek yok

TBMM’nin bu süreçte aldığı inisiyatife dikkat çeken Bahçeli, Meclis’te yürütülen çalışmaların millet adına son derece dikkatli, titiz ve yüksek sorumluluk bilinciyle sürdürüldüğünü söyledi. Sürecin uzatılmasına veya belirsizliğe sürüklenmesine karşı net bir tutum ortaya koyan Bahçeli, “Oyalanmaya ve oyalamaya gerek yoktur” diyerek hızlı ve sonuç odaklı bir yaklaşımın gerekliliğine işaret etti. Barış kavramının yanlış anlaşılmaması gerektiğini belirten Bahçeli, “Biz diyoruz ki barış teslimiyet değildir, barış taviz değildir” dedi. Barışın; devletin gücünü muhafaza ederek milletin onurunu koruyan bir denge olduğunu vurgulayan Bahçeli, bunun aynı zamanda adaletin, kardeşliğin ve milli birliğin birlikte yükseldiği bir ülkü anlamına geldiğini ifade etti.

Bahçeli’nin açıklamalarında öne çıkan başlıklar şu şekilde:”Dünyada değerler sisteminin çöktüğü, büyük anlatıların iflas ettiği, tarihi bir dönemeçte olduğumuz herkesin malumudur. Eski düzenin kurgulamış ve inşa etmiş olduğu anlam kodları ortadan kalkmış lakin yeni egemenlik formları ise tasavvur şeklinde bulunduğu için yürürlüğe girmemiştir. Küresel düzenin derin bir şekilde sarsıldığı ve anlam sisteminin bozulduğu bu dönemde kararlarımızı bu gerçeği göz önünde bulundurarak ortak bir sorumlulukla almak durumundayız. Tarihin çeşitli kırılma ve kopuş anlarında en etkili güvenlik, milli birlik ve beraberlik içerisinde ortak iradeye dayanan güvenliktir. Ve bu durum; hepimizin ortak akli, ahlaki ve vicdani sorumluluğudur.

Bugün tanık olduğumuz küresel ve bölgesel istikrarsızlık, yaşanılan çatışmalar eskinin tam olarak öldüğünün yeninin ise henüz doğmamış olduğunun göstergesidir. Bu da kelimenin tek anlamı ile bir kriz durumudur. Kriz ise, sorunların ne olduğunu bilmemek değil, çözümlerin ne olduğunu bilmemektir. Lakin her kriz dönemi diğer taraftan bir eşiktir. Cumhur İttifakı ile beraber Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurmuş olduğu yapıcı ilişkiler, inşallah bu eşiği bölgenin istikrarı için varılacak bir hedefe dönüştürecektir.

Zira dünya düzeni içerisinde 2. Dünya savaşından sonra, kurumsallaştığını düşündüğümüz küresel örgütler işlevselliğini yitirmiş, ortak bir akılla krizlere karşı çözüm üretme kabiliyetlerini de kaybetmişlerdir. Küresel ölçekte sağlanmış olan hegemonya, ahlaki ve ideolojik referans kalıplarını kaybetmiş, rıza üretme anlayışı ortadan kalkmış, bu durum ise haklının güçlü olduğu değil, güçlünün haklı olduğu anlayışına evrilip, huzursuzluğun ortaya çıkmasına şiddetin normalleşmesine neden olmuştur. Trump ve Netenyahu, rıza üretmeyi bir kenara bırakarak, zora dayalı hegemonyanın sürdürülemez olduğunu göz ardı etmiş ve tarih dışı bir tutumla telafisi zor bir hata yapmışlardır. İbretlik bir biçimde de bu hatalarına ısrarla devam ettikleri gözlemlenmektedir. Çünkü onları bir araya getiren değereler manzumesi ve insanlığın ortak düşüncesinin birikimine dayalı söz varlığı tükenmiş, batılı akıl için anlam sistemi açısından yolun sonu görünmüştür.

Başta ABD’deki, Trump karşıtı yürüyüşler ve savaş karşıtı yüksek rütbeli askeri hiyerarşideki tartışmalar olmak üzere, Batı kamuoyunun halk ve bürokrasi bazında, vicdanının sesini dinlemeye devam etmesi halinde, Trump yönetimi bu gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Benzer bir şekilde, geçen hafta da ifade ettiğim gibi sağduyulu dünya Yahudilerinin Netenyahu’nun Siyonist ideolojik zihniyetine karşı, itirazlarını yüksek sesle dile getirmeleri beklenilmektedir. İşte bu nedenlerden dolayı; her konuyu derinlemesine incelemek ve gerçeğe en yakın bir şekilde sonuçlar çıkarmak bir mecburiyet, milletimize karşı ilkeli ve tutarlı bir siyasetin gereğidir.

ABD, İsrail – İran Savaşı otuz dokuzuncu gününde de karşılıklı saldırılarla devam etmekte, meşruiyetten yoksun, insan onur, haysiyet ve şerefini askıya alan bu saldırıların süreceği de maalesef görünmektedir. İran’a karşı yapılan saldırılar her geçen gün hem can kaybını artırmakta hem de alt yapının tahribatını giderek büyütmekte, İran, İsrail ve ABD’nin yıkıcı gücüyle bir çıkmaza sürüklenmek istenmektedir. Tüm bu çok yönlü baskı ve kuşatma girişimlerine rağmen, İran halkının mukavemeti: kararlılığı, dayanıklılığı ve toplumsal refleksiyle dünya kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiştir. Bu direniş iradesi, uluslararası çevrelerde şaşkınlıkla karşılanmış, başta Trump olmak üzere birçok siyasi aktörün öngörülerini de boşa çıkarmıştır. Özellikle Hürmüz Boğazı odaklı çatışma, dünyada da bir taraftan enerji krizini beslemekte, diğer taraftan da tedarik zincirlerini etkilemekte, her geçen gün bu sorunu karanlık ve belirsiz bir geleceğe doğru sürüklemektedir.

Exit mobile version