Kurban Bayramı’nın barış, huzur ve kardeşlik iklimini güçlendirmesi gerektiğini belirten Bahçeli, “Manevi iklimiyle barış, huzur ve kardeşlik zemini olan bayram; Cumhuriyet Halk Partisi açısından kucaklaşmak yerine kutuplaşmanın derinleştiği bir zamana dönüşmüştür” dedi. Yaşanan gelişmelerin CHP’nin kurumsal yapısına yakışmadığını ifade eden Bahçeli, sürecin siyasi kültüre ve demokrasiye zarar verecek bir noktaya doğru ilerlediğini söyledi.
Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme hedeflerinin siyasi istikrar ve toplumsal uzlaşmayla doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Ülkemizi yakından etkileyen bölgesel gelişmelerin ve terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği bir dönemde beklentimiz, hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak, provokasyonları artıracak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır” ifadelerini kullandı.
Bahçeli, “Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir” çağrısında bulundu.
Bahçeli’nin açıklamalarında öne çıkan başlıklar şu şekilde:”Son grup toplantımızdan sonra milletçe önemli anlamlı günler geçti. Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı mübarek Kurban Bayramı’na bir kez daha kavuşmanın şükrü içerisinde olduk. Bayramın birinci günü aynı zamanda her yılın 27 Mayıs’ında gerçekleştirdiğimiz buluşmayla ülkücü şehitlerimizi andık. İstanbul’un fethinin 573. yıldönümü kutlu bir emanetin ebedi ve ezeli bir ülkünün idraki ile karşıladık. Bir kez daha nice bayramlara erişmeyi Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.Aynı zaman diliminde ülkemiz siyasi tansiyonun yüksek seyrettiği bir süreçten geçilmektedir. Bayram, CHP açısından kucaklaşmak yerine kutuplaşmanın derinleştiği bir zamana dönüşmüştür. Yaşanan gelişmeler CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyeden siyasi kültürümüze ve demokrasimize zarar verici bir noktaya doğru ilerlemektedir. Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme hedefleri güvenlik politikaları yanında siyasi istikrara ve toplumsal uzlaşmaya da bağlıdır.
Bölgesel gelişmelerin ve Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği dönemde beklentimiz hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak eylemlerden kaçılmasıdır. Mesele hukuk zemininden, demokrasi platformundan uzaklaşmamalıdır. Türkiye’yi karıştırmaya kimse cüret etmemelidir. Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay, konunun hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. CHP üzerinde oyun oynamanın tehlikelerinden bahsetmiştim. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya şahit olunmaktadır. Yaşanan bölgesel gelişmeler ve Terörsüz Türkiye sürecinde güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır.
Soğuk savaş sonrası liberal dünyanın zaferi olarak telakki edilen “Tarihin sonu geldi” senaryoları hükmünü yitirmiş, yaşadığımız süreçte adalet, ahlak ve hukukun sonunu getiren emperyalist odaklar, adeta yaşama hakkını sonuna getirme peşine düşmüştür. Girilen sıcak savaşlar dönemi insanlığı tehdit etmekte, geleceğini ise belirsizliğe ve çaresizliğe sürüklemektedir. Küresel sistemin öngörülemez gidişatının coğrafyamızdaki iz düşümü ise siyonist yayılmacılığın yeni müesses hevesleridir. 1917 Balfour Deklarasyonu ile Filistin topraklarına taşınan Siyonist haydutluk, bugün ABD himayesindeki İsrail’in yayılmacı politikaları ile kendisini revize etmek gayreti içindedir.
Coğrafyamız İsrail’in bölgeye etnik, dini ve mezhepsel parçalara bölerek siyonist yayılmacı senaryoları hayata geçirmesi tehdidi ile karşı karşıyadır. Tarihin Türk akışı, insanlığa özlemini duyduğu barışı, adaleti ve huzuru getirmiştir. Bu bağlamda adaletin ve barışın tecessüm ettiği kurumsal yegane yapı Türk devletidir. Türkiye köklü devlet geleneği ile tarihin kadim gözleri, coğrafyanın berrak aklıdır. MHP ise bu miras ve misyonun temsilcisi ve siyasi kutbudur. Bölgemizdeki emperyalist oyunları bozmak, insanlığı özlediği huzura kavuşturmak adına attığım Terörsüz Türkiye Terörsüz Bölge adımı, Türk ve Türkiye yüzyılının ilk stratejik hamlesi olmasının yanında 21. yüzyılda değişen dünya dinamiklerine karşı yeni güvenlik konseptimizin miladıdır.
20’nci yüzyıla sıkışmış güvenlik konseptini aşan, 21’inci Yüzyılın imkân ve ihtiyaçlarına mütenasip yeni güvenlik paradigmamızdır. Küresel sistemde yaşanan çöküş ve bölgemizde yaşanan kaos bize bir kere daha göstermiştir ki Türkiye’nin güvenliği sadece siyasal egemenliğinin tecessüm ettiği coğrafyadan müteşekkil değildir. Türkiye’nin güvenliği kuzeyde Kırımı, Güney’de Yemen’i, Doğu’da Doğu Türkistan’ı, Batı’da Bosna’yı, Kosova’yı ihtiva eden geniş ve büyük Türk-İslam coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın tarihi hakikati, kültür ve medeniyet birikimi, politik dinamiği, stratejik perspektifi Türk ontolojisinin güçlü ve sağlam zeminini teşkil etmektedir.Bugün Gazze’de, Kudüs’te, Filistin’in dört bir yanında yaşanan zulüm; sadece bir coğrafyanın değil, tüm ümmetin imtihanıdır. Bu imtihan karşısında suskun kalmak, parçalanmışlık içinde birbirine sırt dönmek, korkarım ki dinî, ahlaki ve vicdanî bir çöküşün adım adım yayıldığının göstergesidir. Oysa İslam inancı ve ümmet bilinci; sınır tanımayan, mezhepleri ve etnik farklılıkları aşan, ortaklıkları pekiştirirken farklılıkları arka plana iten yüksek bir şuuru ve dayanışma ruhunu zorunlu kılmaktadır. Ancak, üzüntü ve endişeyle müşahede ediyoruz ki, İslam ülkeleri arasında kuvvetli bir birlik temin edilemediğinden mukaddes İslam coğrafyası, Siyonist hedefler doğrultusunda bölünmek, parçalanmak, zayıflatılmak ve en nihayetinde tahakküm altına alınmak istenmektedir.
