Kış aylarında etkili olan yoğun yağışların ardından Amasya’nın seyir terası niteliğindeki Çakallar mevkiinde bahar esintileri erken başladı. Kayalıkların arasından fışkıran kardelenler ve toprağı renklendiren çiğdemler, fotoğraf meraklıları için eşsiz kareler sunuyor. Avrupa-Sibirya ve İran-Turan bitki bölgelerinin kesişim noktasında bulunan Amasya, mikro-klima özellikleri sayesinde tam bin 991 farklı bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Bu sayı, şehrin sadece bir yerleşim yeri değil, devasa bir açık hava botanik bahçesi olduğunu kanıtlıyor.
Amasya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Yıldırım, bitki zenginliğimizin yapılaşma, yol çalışmaları ve kontrolsüz otlatma gibi tehditler altında olduğunu belirtti. “Bitkilerimiz bizim en değerli hazinemizdir” diyen Yıldırım, toplumun bilinçlenmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşların, yabancı kişilerin bitki toplama girişimlerini yetkililere bildirmesi gerektiğini ifade eden Yıldırım, bu bitkilerin illegal yollarla yurt dışına kaçırılmasının önüne geçilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin bitki envanteri incelendiğinde ortaya çıkan rakamlar şaşkınlık yaratıyor. Tüm Avrupa kıtasında toplam 15 bin bitki türü bulunurken, tek başına Anadolu coğrafyası 3 bini aşkın endemik olmak üzere 12 bin türe ev sahipliği yapıyor. Bu devasa potansiyelin dış dünyada büyük iştah kabarttığını belirten uzmanlar, Amasya Lalesi’nin dramatik öyküsünü örnek gösteriyor. Yıllarca doğal ortamında izine rastlanamayan bu özel çiçeğin tohumlarının, yurt dışından ithal edilmek zorunda kalındığı gerçeği, koruma çalışmalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Doğal güzelliklerimize sadece seyirlik bir obje olarak bakılmaması gerektiğini hatırlatan yetkililer, bu serveti gelecek nesillere aktarmanın vatandaşlık görevi olduğunu vurguluyor. Biyolojik hırsızlık yapanlara aracılık edilmemesi ve doğadan izinsiz bitki sökülmemesi konusunda yapılan çağrılar, ekosistemin dengesi için kritik önem arz ediyor.
