Casusluk davasında İmamoğlu’ndan çarpıcı savunma: Hüseyin Gün’ü bana değil Cumhurbaşkanı’na sorsunlar
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, kampanya danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün “siyasal casusluk” suçlamasıyla yargılandığı davanın görülmesine Silivri’de devam edildi.
Davanın ilk duruşmasında savunma yapan Hüseyin Gün, hakkındaki casusluk iddialarını reddetmiş, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yurt dışında Türkiye adına faaliyet yürüttüğünü ve Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen resmi yetkiyle hareket ettiğini söylemişti.
Duruşmanın ikinci gününde ise gazeteci Merdan Yanardağ savunma yaptı. Yanardağ, iddianamenin hukuki değil siyasi bir metin olduğunu savunarak, “Demokratik hak ve özgürlükleri, seçimlere katılmayı, seçimleri kazanmayı, televizyon yayını yapmayı ve siyasal eleştiride bulunmayı suç saymaya çalışan bir iddianameyle karşı karşıyayız” dedi.
Yanardağ, savunmasında Türk Ceza Kanunu’nun 328. maddesine dikkat çekerek siyasal veya askeri casusluk suçunun oluşması için “devletin güvenliği ya da iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerin” casusluk amacıyla temin edilmesi gerektiğini söyledi.
İddianamede bu kapsamda gizli bilgi ya da belge bulunmadığını savunan Yanardağ, suçlamanın yabancı bir devlet ya da yabancı örgütle ilişkilendirilmediğini belirtti.
Hüseyin Gün’den “casusluk davası” savunması: Fuat Oktay’ın verdiği tam yetki belgesiyle hareket ettim
Yanardağ, “Yabancı bir ülke yok, yabancı bir istihbarat örgütü yok. Eğer yabancı bir örgüt yoksa, yabancı bir devlet lehine yapılmamışsa bu nasıl casusluk olacak?” diye sordu.
İddianamede “casusluk” kavramının akademik tez ve makaleler üzerinden genişletilmeye çalışıldığını savunan Yanardağ, bunun hukuki dayanak oluşturamayacağını ifade etti.
Yanardağ, iddianamede yer alan “mozaik istihbarat” yaklaşımını da eleştirdi. Açık kaynaklardan elde edilen bilgilerin bir araya getirilerek casusluk faaliyeti gibi gösterilmeye çalışıldığını söyleyen Yanardağ, bu anlayışın Soğuk Savaş döneminden kalma bir yaklaşım olduğunu savundu.
Yanardağ, “Bu mantıkla Türkiye’de araştırma yapan bütün akademisyenleri, gazetecileri ve yazarları casus olarak suçlayabilirsiniz” dedi.
