Bakan Akın Gürlek, komisyondaki sunumunda sadece istatistikleri paylaşmakla kalmadı, aynı zamanda terminolojik ve yasal bir değişikliğin sinyalini verdi. Gürlek, “suça sürüklenen çocuk” kavramının yeniden tanımlanması gerektiğini ifade ederek, özellikle 15-18 yaş grubuna yönelik mevcut ceza politikalarının ve yaptırımların caydırıcılık noktasında yetersiz kaldığını vurguladı.
Yaklaşık 765 hakim ve savcının görüşlerine dayanan araştırma, uygulayıcıların sisteme olan inancının düşük olduğunu ortaya koydu:
Önleme Kapasitesi: Yargı mensuplarının yalnızca %14,3’ü mevcut sistemin yeniden suç işlemeyi önlemede başarılı olduğunu düşünüyor.
Eğitim ve Rehberlik: Rehberlik ve eğitim programlarını “etkisiz” bulanların oranı %84,1 gibi yüksek bir seviyede seyrediyor.
Koordinasyon Eksikliği: İlgili kurumlar arasındaki iş birliğini yetersiz görenlerin oranı ise %80’e ulaşmış durumda.
Türkiye Gazetesi’nin aktardığına göre raporda, çocuk mahkemelerinde görev yapan yargı mensuplarının profili de dikkat çekti. Verilere göre, bu hassas alanda çalışan hakim ve savcıların %72,5’inin mesleki deneyimi üç yılın altında. Bazı hakimlerin yılda 600’den fazla dosyaya bakmak zorunda kalması, her bir çocuğun özel durumuna ayrılan vaktin ve ilginin azalmasına neden olan temel yapısal sorunlardan biri olarak gösterildi.
Sistemin tıkanmasındaki bir diğer kritik faktör ise aile ve toplum desteği olarak öne çıkıyor. Adli sürece dahil olan çocukların %72’sinin aile desteğinden mahrum olduğu belirtilirken, bu durumun çocuğu yeniden suç ortamına iten en büyük risk faktörü olduğu kaydedildi.
