Davutoğlu, Ankara’da alacaklarının ödenmesi talebiyle eylem yapan Doruk Madencilik işçilerinin sürecine değinerek işveren ve kamu kurumları arasındaki uzlaşma sürecini eleştirdi:
“Dün anlaşma sağlandı. Kim sağladı anlaşmayı? İçişleri Bakanlığı, Enerji Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı. Madem bu işçileri haklı bulacaktınız, bir uzlaşı için işçilerle emek sömürücüsü işveren arasında bir anlaşma zemini bulacaktınız bu vatana, bu millete bu zulmü niye yaptınız?”
Enerji ve Çalışma Bakanlığı’na yönelik eleştirilerini sürdüren Davutoğlu, işçilerin uzun süreli eylemlerine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Ey Enerji Bakanı, şimdi garantörlük yapıyorsun o işçiler senin binanın önünde günlerce açlık nöbeti yaptılar neredeydin sen? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, sen işverenin değil işçilerin bakanısın be adam. Allah aşkına bu işçileri niye çağırmadınız bir kere? ‘Ne istiyorsunuz kardeşim? Nedir derdiniz?’ diye niye sormadınız? Değerli işçi kardeşlerim, yüzlerce kilometreyi Eskişehir’den buraya yürüyen kardeşlerim, açlık grevi yapıp sırtını derdini anlatmak için kullanan kardeşlerim, biz bu meselenin takipçisi olacağız hiç tereddütünüz olmasın. Sizin garantörünüz sizinle konuşmaya tenezzül etmeyen Enerji Bakan’ı değil, sizi temsil etmeyen Çalışma Bakan’ı değil sizin garantörünüz biziz”
Davutoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında okul saldırılarında hayatını kaybeden öğrencilerin ailelerini ziyaret ettiğini belirterek yaşadığı izlenimleri aktardı:
“Her birisi bir destan ve her birisi Türkiye’de bir resim ortaya koyuyor ve her birisi de siyasetçilere, bizlere ve bütün siyasetçilere ders veriyor. Başlayayım birer birer, nasıl ders veriyorlar? Dinliyordum ilk Düziçi’nde oturdum, Adnan’ın babası ki bütün aile öğretmen, teyzeleri öğretmen, annesi öğretmen, babası öğretmen. Çok hüzün duydum ama biraz sonra geleceğim, büyük de ümitlendim bu ziyaretlerden sonra. Babası anlatıyor, ‘oğlumun doktor olmasını istiyordum çünkü babamı kanserden kaybetmiştim. Onkoloji okusun istiyordum. Bir gün Adnan geldi ve dedi ki baba, ben vazgeçtim. Ben savaş pilotu olacağım ve Gazzeli çocukların intikamını İsraillilerden alacağım’. Hacılar hu der ilahisini çok seviyormuş ama Minap’ta çocuklar ölünce gelmiş, babasına demiş ki ‘Ben artık bu ilahiyi okumayacağım çünkü orada hu diyen hacılar Minap’taki çocuklara sessiz kaldı’ demiş. Şimdi hemen onun yanında birini daha zikredeyim, sınıf başkanı Adnan, Maraş’ta Belinay kızım da sınıf başkan yardımcısı. Belinay da bayram harçlığını kumbaralarda toplayıp Gazzeli çocuklar için harcıyormuş ve kermeslere gidiyormuş Filistinliler için.
Ben bunları dinlerken, açık söyleyeyim, gözümün önünden İsrail’le ticaret yapan ve bu ticarete izin veren siyasetçiler geçti, ‘Ama ne yapalım, karlı, dış ticaret açığımızı kapatıyor’ diyen Ticaret Bakanı geçti. Gözümün önünden ‘Bu petrol geçişleri bize kâr getiriyor’ diyen bir Grup Başkanvekili hanım geçti ve yazıklar olsun onlara dedim. 10 yaşındaki çocuklar, bu siyasetçilere ders vermeli ders. Bu liderlik dersidir, liderlik. Bir sınıf başkanı, 10 yaşındaki çocuğun bilincine bakın. Bir de ülkeyi yönetmekle birlikte aç ve sefil, Enerji Bakanının önünde duran vatandaşına gözünü kapatan siyasilere bakın, yazıklar olsun. O 10 yaşındaki çocuktan ders alsalar, diyecekler ki, ‘Ben bu ülkenin cumhurbaşkanıyım, bakanıyım. Onlar açsa ben tok yatamam’ demesi gerekir.”
