Dervişoğlu: Değişen bu konjonktüre uygun hareket etmek mecburiyetindeyiz

Dervişoğlu: Değişen bu konjonktüre uygun hareket etmek mecburiyetindeyiz

Küresel tehditlerin yaygınlaştığını vurgulayan Dervişoğlu, sosyal ve ekonomik güvencelerin zayıflamasıyla birlikte toplumların yeniden devlet kapasitesi ve milli egemenlik zeminine yöneldiğini belirtti. ABD’de Donald Trump’ın yeniden seçilmesi ve Avrupa’da sağ partilerin yükselişinin bu eğilimle bağlantılı olduğunu dile getirdi.

Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerinde Dervişoğlu, “Türkiye olarak değişen bu konjonktüre uygun hareket etmek mecburiyetindeyiz” ifadelerini kullanarak, reelpolitik yaklaşımın öne çıktığı bu dönemde rasyonel karar alma süreçlerinin önemine işaret etti. İktidarın fayda-maliyet dengesini gözetmesi gerektiğini söyledi.

Milliyetçiliğin yükselişine değinen Dervişoğlu, bunun doğru anlaşılması gerektiğini belirterek ulus devlet modelinin toplumsal barışın temel unsuru olduğunu ifade etti. “Milli devlet, senin veya benim olan değil, ‘bizim’ olandır” sözleriyle bu yaklaşımı tanımladı.

Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerinde üretim odaklı kalkınma ihtiyacına vurgu yapan Dervişoğlu, faiz merkezli politikalar yerine sanayi, tarım ve yüksek katma değerli üretimin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Yapay zeka, çipler ve yeni teknolojilerin belirleyici olduğu dönemde Türkiye’nin üretici konuma geçmesi gerektiğini söyledi.Dervişoğlu, konuşmasında şunları kaydetti:

“Bu çatı altında, sekiz hafta boyunca birbirinden kıymetli akademisyenlerin, siyasetçilerin ve uzmanların eşliğinde, Türk milleti için, Türkiye Cumhuriyeti için, bugünümüz ve yarınımız için düşünecek, anlayacak, kavrayacak ve konuşacağız. Kalkınan Türkiye için, konuşan Türkiye için, adil ve müreffeh bir Türkiye için elimizi taşın altına koyacağız. Akademimizin müspet neticelerinden emin olduğumu ve onları dört gözle beklediğimi de şimdiden söylemek isterim.

Bugün Ukrayna’da, Gazze’de ve İran’da gördüklerimiz ve yaşadıklarımız malumdur. Ancak karamsarlık çare değildir. Biz de karamsar değiliz. Buna, ‘Değişimler hız kazandı’ da diyebiliriz, öyle de tanımlayabiliriz. Ama gel gelelim, ne bu hızlı değişimlere arkasından bakmak yeterlidir ne de bu tespit bize kafi gelecektir. Bir dönem evrensel norm olarak kabul görmüş birçok ilke, göz göre göre itibarsız hale getirilmektedir. Uluslararası hukuk kolayca göz ardı edilmektedir. Küresel ticaret koruma duvarlarıyla sınırlandırılmaktadır.

Başta terör olmak üzere kitlesel göç, dijital manipülasyon, çevre ve iklim sorunları, artık yalnızca belli bölgeleri değil, bütün coğrafyaları etkilemektedir. Tehditlerin kimi, ne zaman, hangi tesiri altına alacağı belirsizdir. Tehlikenin kimin kapısını ne zaman çalacağını öngörmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Ve haliyle sosyal ve ekonomik güvencelerden yoksun kalan kitleler, kendilerini bu tehditlere karşı korumak için çareyi yeniden devlet kapasitesinde, toplumsal dayanışmada ve milli egemenlik zemininde aramaktadırlar.

Bugün ABD’de Trump’ın iktidara gelmesiyle yaşanan budur. İtalya’da, Macaristan’da yaşanan budur. İngiltere ve Almanya’da alternatif sağ partilerin yükselişi bununla ilgilidir. Avrupa’nın diğer ülkelerinde ise yükselen milliyetçi ve muhafazakar partiler iktidara gelemeseler bile hükümetleri ulus devlet çizgisinde siyaset izlemeye mecbur kalmışlardır.

Örnek verdiğim şey, elbette bu iktidarların mevcut ve olası düşmanca politikaları değildir. Milletlerin ve fertlerin ortak taleplerinden bahsediyorum. Biz de Türkiye olarak değişen bu konjonktüre uygun hareket etmek mecburiyetindeyiz. Reelpolitik anlayışın yeniden yükseldiği bu dünyada duygusallığa, ideolojik takıntılara, hayalperestliğe, kimlikçiliğe, hamasete, romantik heveslere, değerli yalnızlıklara, derinlikli fantezilere yer yoktur. İktidardan beklenen fayda-maliyet analizini doğru yapmaları ve kendi dar eğilimlerinin rasyonel karar alma süreçlerini etkilemesine izin vermemeleridir.

Exit mobile version