Karal, Türkiye’nin organize suç sıralamasında ilk 10’a girmesinin bir tesadüf olmadığını savunarak, yaşananların açık bir “yönetim zaafiyetine” işaret ettiğini belirtti. Suçun münferit olaylar olmaktan çıkarak sistematik bir yapıya büründüğünü öne süren Karal, şunları kaydetti:
“Uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, kara para aklama ve yasa dışı ekonomik ağların güç kazanması; denetim mekanizmalarının zayıfladığına ve hukukun caydırıcılığının aşındığına işaret ediyor. Bu tablo, devletin denetim gücünün zayıfladığını, kurumların etkinliğinin tartışmalı hale geldiğini ve hukukun üstünlüğü ilkesinin yara aldığını gösterir. Güçlü bir hukuk devletinde suç örgütleri bu kadar alan bulamaz.”
Organize suç sarmalının yalnızca asayiş tedbirleri ve polis operasyonlarıyla çözülemeyeceğini vurgulayan Karal, meselenin ekonomik ve sosyal dokuyu tehdit eden bir boyuta ulaştığının altını çizdi. Kara paranın sistem içinde dolaşmasının ve gençlerin uyuşturucu tehdidiyle karşı karşıya kalmasının ülkenin geleceği açısından büyük risk barındırdığını ifade eden Karal, çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
“Gerçek güvenlik güçlü kurumlarla, hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla ve hukukun üstünlüğüyle sağlanır. Bağımsız yargı, şeffaf kamu yönetimi, liyakat esaslı kadrolar ve etkin denetim mekanizmaları hayati önem taşımaktadır. Türkiye’nin adı suç endeksleriyle değil adaletle, hukukla ve güvenli yaşamla anılmalıdır. Organize suçla mücadele siyasi polemik konusu yapılmadan, devlet ciddiyetiyle ve bütüncül bir stratejiyle ele alınmalıdır.”
