Prof. Dr. Ercan, depremin merkez üssünü Girit’in kuzeydoğusu olarak işaretleyerek, 25 km derinlikte ve Ege altına dalan Afrika diliminde meydana geldiğini belirtti. Vatandaşları bir nebze olsun rahatlatan açıklamasında Ercan, “M5’e varan artçıları görülecektir. Türkiye’de başka bir depremi tetiklemez,” ifadelerini kullandı. Bu bilgi, özellikle büyük İstanbul depremi beklentisi içindeki vatandaşlar için önemli bir teselli oldu.
Ancak Prof. Ercan, teknik bilgilerin ötesine geçerek Türkiye’nin depremle ilişkisine dair can alıcı tespitlerde bulundu. Toplumun depremleri bilimsel veriler yerine acı sonuçlarıyla hatırladığına dikkat çeken Ercan, “Türkiye’de depremler büyüklüğüne göre değil öldürdüğü kişi sayısına göre anılıyor,” eleştirisini yaptı.
Depreme karşı tek önlemin “sağlam yerde sağlam yapı” olduğunun altını çizen deneyimli jeolog, bunun için de güçlü bir bireysel, toplumsal ve ülkesel ekonominin şart olduğunu vurguladı. Yönetimlerin bireyin değil, toplumun çıkarını sağlama üzerine kurulu olması gerektiğini belirten Ercan, “Böyle olursa depremler yine olur, ancak ölümsüz geçer,” diyerek umut ve sorumluluk yükledi.
Prof. Dr. Ahmet Ercan’ın belki de en çarpıcı yorumu ise depremin sosyo-ekonomik boyutuyla ilgiliydi: “Deprem varsılın değil, yoksulun sorunudur. Düşün! Deprem; fay geldi, fay gitti, yeni fay bulundudan öte bir sorundur.” Bu sözleriyle Ercan, deprem gerçeğinin sadece yer kabuğu hareketleriyle sınırlı kalmadığını, derin toplumsal ve ekonomik adaletsizliklerle de iç içe geçtiğini vurguladı.
