“Bildiğiniz gibi olağanüstü günlerden geçmekteyiz. Bu olağanüstü günlerde Katar ile olan dayanışmamızı göstermek için bugün heyetimize beraber Katar’da bulunmaktayız. Meşguliyetine rağmen göstermiş olduğu misafirperverlikten ötürü değerli kardeşime, Sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman’a çok teşekkür etmek istiyorum. Her zaman kıymetli bir dost olmuştur. Kendisi hem Katar için hem bölgemiz için büyük kıymetli değerdir. Bugüne kadar büyük bir mütevazılıkla o kadar çok arabuluculukta yer almıştır ki, bir kısmını kamuoyu biliyor, bir kısmını bilmiyor ama gerçekten hem bölge için hem küresel barış için çabalayan biridir.
Bu sefer yine arabuluculuk yaparken bir saldırıya maruz kaldılar, hiç hak etmedikleri bir saldırıya. Bu saldırı da halihazırda devam etmekte. Her şeyden önce Katarlı kardeşlerimize Türk halkının ve Sayın Cumhurbaşkanımızın geçmiş olsun dileklerini iletmek istiyorum. Sivillerin hayatını hiçe sayan ve sivil altyapı hedef alan saldırıları kınıyoruz ve reddediyoruz. Bu tür saldırıları hiçbir zaman, hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamaz. Türkiye, kardeş Katar’ın her zaman yanındadır ve yanında olmaya da devam edecektir.
Devam eden savaş, bölgedeki tüm kardeşlerimizin güvenliğini doğrudan tehdit etmekte ve huzurunu derinden sarsmaktadır. Bölge ülkeleriyle dayanışmamız çerçevesinde malumunuz dün Riyad’daydık, Suudi Arabistan’ın daveti üzerine gittik. Savaş başladığından beri ilk defa bu formatta bir araya geldik. Gerçekten ihtiyaç olan bir toplantıydı. Toplantıda, saldırıların hedefi olan kardeş ülkelerle tam dayanışma içinde olduğumuzu en güçlü şekilde teyit ettik. Riyad’daki istişarelerimizde ayrıca saldırıların bir an evvel durdurularak ateşkesin sağlanması, çatışmaların yayılmasının engellenmesi ve krizin diplomatik yöntemlerle çözüme kavuşturulması hedefleri doğrultusunda ortak çaba gösterilmesinde mutabık kaldık.
Açıkça ifade etmek gerekir ki, bölgeyi eşi benzeri görülmemiş bir krizin içine çeken bu savaşın birincil sebebi, malumunuz İsrail’dir. Diplomatik müzakerelerin sürdüğü bir evrede İsrail’in kışkırtmalarıyla başlayan ve hedefleri genişleyen bu saldırılar sadece bölgemizi devasa bir savaş alanına çevirmekle kalmamış, aynı zamanda küresel istikrarı da sarsmıştır. Bu son derece hassas konjonktürde İran’ın taşıdığı tarihi sorumluluğu da açıkça hatırlatmak durumundayız. Gerekçesi ne olursa olsun, İran’ın bölge ülkelerine gerçekleştirdiği saldırılar bölgesel istikrarın temellerine kastetmektedir ve kabul edilemez niteliktedir. Ne İran’ın işine yaramakta ne bölgenin işine yaramakta. İran’a yapılan saldırılar ne kadar yanlışsa, İran’ın herhangi bir gerekçe olmadan bölge ülkelerine yaptığı saldırılar da bir o kadar yanlış.
Bölge ülkeleri arasında onarılması güç, kalıcı kırılmalara yol açacak bu saldırıların ve tırmanışın derhal durdurulması gerektiğini İranlı muhataplarımıza her düzeydeki temaslarımızda her zaman net bir biçimde ifade ediyoruz. Aynı şekilde, seyrüsefer ve deniz güvenliğini tehdit eden eylemlerden kaçınılması gerektiğini de vurguluyoruz.
Bizim bu kriz karşısındaki tutumumuz son derece açıktır. Komşu coğrafyaları hedef alan her türlü eylemi redderken, bölgedeki istikrarsızlıktan beslenen İsrail’in kendi suçlarını ve işgalci politikalarını yaratılan bu bölgesel çatışma perdesi ardında aklama teşebbüslerine de asla müsaade edilmemelidir.
Kardeş Katar ile barışın tesisi için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve tarafların endişelerinin müzakere zemininde ele alınmasının elzem olduğu hususunda hemfikiriz. Diğer taraftan savaşın uluslararası toplumun dikkatini Filistin’den ve Gazze’deki trajediden uzaklaştırmaması gerektiğine dikkat çekmekteyiz. İsrail, yaratılan bu kaosu fırsat bilerek ateşkes ihlallerini pervasızca sürdürmektedir. Sahadaki durum vehametini korumaktadır. Ateşkesin sağlandığı tarihten bu yana 700’e yakın Filistinli kardeşimiz şehit edilmiştir. Batı Şeria’dan da her gün yeni olumsuz haberler gelmektedir. Doğu Kudüs’te başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal mekanlara girişlerin kısıtlanmasına ve tarihi statükoyu bozmaya yönelik İsrail eylemlerini de şiddetle kınıyoruz.
İsrail, Gazze’de uyguladığı işgal ve yıkım politikasını Lübnan’da da hayata geçirmeye başlamıştır. Uluslararası toplum İsrail’in oldubitti üzerine kurguladığı fırsatçı politikalarına karşı gerekli sorumluluğu üstlenmeli ve İsrail’in yayılmacılığına set çekmelidir. Bölgede gerçek ve sürdürülebilir güvenliğin yegane anahtarı, Filistin halkıyla adil ve onurlu bir barışın tesis edilmesidir.”
