Hollanda’dan gelen bir sporcuyu Türk misafirperverliğine yakışır biçimde ağırlayan Gündüz, sporu sadece rekabet değil, töreyle, karakterle ve asaletle yaşanan bir değerler alanı olarak gördü.
Gündüz o anları şöyle anlattı:
“Maçın sonunda yiğitçe el sıkıp, baş eğmeden helalleştiğimiz andı.
Misafir olduğunu anlatabilmekti… Türk’ün asaletini ve misafire olan saygısını dünyaya göstermekti.”
Bu sözler bir müsabakadan çok daha fazlasını anlatıyordu.
O an, Türk’ün yüreğini, asaletini ve misafirperverliğini temsil ediyordu.
Bir sporcu geldi, bir dost ayrıldı.
Bu da Türk’ün töresi, Türk’ün yüreği.
İbrahim Murat Gündüz’ün hayata bakışı, Türk töresinin özünden besleniyor.
Türk inancına göre misafir, Tanrı’nın emanetidir.
Bu anlayışla hareket eden Gündüz, ringdeki rakibini bir düşman olarak değil, bir misafir olarak gördü.