Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Küçük Ada Devletleri (Maldivler, Tuvalu, Fiji) yükselen deniz suları karşısında varlıklarını korumakta zorlanıyor; başkentler sular altında kalma riski taşıyor ve tatlı su kaynakları tuzlanıyor. Alçak kıyı ülkeleri Hollanda ve Bangladeş, güçlü fırtınalar ve coğrafi yapıları nedeniyle tehdit altında. Vietnam’daki Mekong Deltası ise tarımsal üretim için kritik öneme sahip bölgelerden biri olarak tuzlu su baskını riski taşıyor.
Akdeniz ülkeleri (Türkiye, Yunanistan, İspanya, İtalya) kuraklık, su kıtlığı ve aşırı sıcak hava dalgalarıyla karşı karşıya. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu ve Ege bölgeleri su kaynaklarının azalması nedeniyle özellikle savunmasız. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki bazı şehirlerde yaz sıcaklıkları insan yaşam sınırlarını zorlayacak seviyelere ulaşabiliyor (Örnek: BAE, Pakistan’daki bazı kentler).
Sudan, Etiyopya ve Nijerya’da düzensiz yağışlar ve kuraklık gıda güvenliğini tehdit ediyor, sel olayları ise altyapıyı ciddi şekilde etkileyebilir. Hindistan ve Pakistan’da Himalaya buzullarının erimesi sel ve kuraklık riskini artırıyor; aşırı sıcak hava dalgaları yüz milyonlarca insanı etkiliyor.
2050’ye kadar iklim krizinin, küresel GSYİH üzerinde milyarlarca dolarlık kayıplara yol açması öngörülüyor. Etkiler, yalnızca risk altındaki ülkeleri değil, küresel tedarik zincirleri aracılığıyla tüm dünyayı hissedecek.
