Doğru, çünkü popülist otokrasilerde serbest seçimler, muhalefet, parlamento, eleştirel medya, vardır. Sorun, popülist iktidarların hukuku kendine göre ayarlayıp bu özgürlükleri baskı altında tutması ve devlet kadrolarını siyasallaştırmasıdır, yani “bizden” hale getirmesi…
Trump bu yolda, yapabilir mi, zor ama göreceğiz. Trump’ın bağımsız yargıya musallat olması feci bir işarettir.
Trump öteden beri yargıyla ve bağımsız Merkez Bankası Fed’le çatışıyor. Emirle faiz indirtmek için Fed’le çatışmasını ayrı bir yazıda anlatacağım.
Amerikan yargısı anayasaya aykırı gördüğü Başkanlık Kararnamelerine geçit vermiyor. Amerikalılar buna Yürütme Kararnamesi diyorlar.
20 Ocak’ta göreve başlamasından itibaren Trump 50 kadar Kararname yayınladı. 20’si hakkında yargı yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Kararı verenler, Eyaletlerdeki federal yargıçlar. Henüz Yüksek Mahkeme’ye gelmedi.
Trump, doğumla ABD vatandaşlığının kazanmasına bir kararnamesiyle son verdi. Yürütmeyi durduran yargıç John Coughenour’ın sözleri basına yansıdı:
“Anayasa, hükümetin politika oyunları oynayabileceği bir şey değildir. Eğer hükümet, olağanüstü Amerikan doğuştan vatandaşlık hakkını değiştirmek istiyorsa, Anayasa’yı değiştirmesi gerekir. Çünkü başkanın kararnamesi vatandaşlık sürecini sınırlamaya çalışıyor, bu açıkça anayasaya aykırıdır.” (The Seattle Times, 6 Şubat)
İşte bu hukuk anlayışıyla Trump’ın “seçildim, yaparım” kafası çatışıyor.
Son derece önemli bir örnek: Trump, sistem gereği 4.000 kadar üst düzey atamayı zaten yapabiliyor. Bununla yetinmedi. Federal görevlerdeki üst düzey bütün çalışanları, sürelerine bakmadan istediği an görevden atma veya yerine “bizden” birini atamak için yine bir Başkanlık Kararnamesi çıkardı.
