Mevcut ekonomik koşulların hem işçiyi hem de işvereni zorladığını belirten Özdağ, hükümetin yeni yılda asgari ücrete yapması gereken zam oranına dair görüşlerini paylaştı.
Neoliberal ekonomiden Devlet Planlama Teşkilatı’nın merkezinde olduğu bir sürdürülebilir planlı kalkınmaya geçilmesi gerektiğini savunan Özdağ, asgari ücret ve en düşük emekli maaşı için partisinin belirlediği rakamın 45 bin lira olduğunu açıkladı:
”Asgari ücret konusunda tespit yapılırken muhakkak asgari ücreti alacakların durumu değerlendirilirken, asgari ücreti verenlerin de durumu değerlendirmelidir. Bir işveren arkadaşım, ‘Evet asgari ücreti arttırabiliriz ama o zaman ben iflas ederim bu şartlarda. Kapatmak zorunda kalırım ve hiç kimseye ücret veremem. Bugün en azından bunu zor bela da olsa verebiliyorum’. Ben de kendisine sordum, ‘Vermiş olduğun asgari ücretle, bugün konuşulan 22 bin ile 30 bin arasındaki rakamlardan bahsediyorum, o ücreti alanın geçinmesini bekliyor musun?’ ‘Hayır beklemiyorum’ dedi. Bu içinden çıkılmaz süreci pazar yerlerinde çok sık görüyoruz. Pazara gelen vatandaş alışveriş için pazarda bir tezgahtan öbür tezgaha ‘birazcık daha ucuz alabilir miyim?’ diye saatlerce dolaşıyor. Pazarcı vatandaşın durumuna, vatandaş da pazarcının durumuna üzülüyor. Çünkü her pazarcı aynı zamanda da hale borçlu.”
Özdağ, Türk sanayicisinin ağır sorunlarla karşılaştığını belirterek, ”Özetle karşı karşıya olduğumuz sorun sadece asgari ücretle çalışmak zorunda olan kitlelerin sorunu değildir; aynı zamanda bütün üretici sınıfların sorunudur. Türk sanayicisi de çok ağır sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Türk sanayicisi bir kredi almak istediğinde yüzde 50 faizle alırken, Alman sanayici yüzde 3 faizle alıyor. Ve bu sanayiciye diyoruz ki ‘bastırılmış dolar ve euro kurlarıyla yurt dışıyla rekabet et.’ Rekabet edemez. Böyle bir üretici bütün sınıfların, sosyal grupların üretim düşmanı bir rant ekonomisiyle çöküşe götürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Özdağ, Türkiye’de yeni bir zengin tipinin ortaya çıktığını belirterek bu duruma ilişkin bir örnek paylaştı. İzmir’de bir sanat galerisi sahibiyle yaptığı sohbeti aktaran Özdağ, galericinin kendisine, yeni zenginlerin eser alırken fiyatı duyduklarında “Daha pahalısı yok mu?” ya da gösterilen tabloya bakıp “Daha büyüğü yok mu?” diye sorduklarını anlattığını ifade etti. Özdağ, bunun yalnızca görgüsüzlük göstergesi olmadığını, aynı zamanda siyaset eliyle belirli kesimlere kaynak aktarıldığının bir yansıması olduğunu söyledi. AK Parti döneminde kaynakların küçük bir azınlığa yoğun şekilde aktarılması, geniş toplum kesimlerine ise çok sınırlı bir pay ayrılması nedeniyle, rahmetli Özal’ın “orta direk” olarak tanımladığı orta sınıfın çöktüğünü ve ülkede süper zenginler ile yoksulların bulunduğu bir tabloyla karşı karşıya kalındığını dile getirdi.
