Özel Cephesi ‘İhraç’ Kararını Yargıya Taşıyor: ‘Bu Talep Tüzüğe Aykırı’

Özel Cephesi ‘İhraç’ Kararını Yargıya Taşıyor: ‘Bu Talep Tüzüğe Aykırı’

* Bizim yarın Parti Meclisi toplantımız vardı, önceden ilan edildiği üzere. Biz, bu Gazi Meclis çatısı altında yaptığımız bir önceki basın toplantısında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu son mutlak butlan kararıyla birlikte bir saldırı altında olduğunu, bunun partinin kurumsal kimliğine yönelik bir saldırı olduğunu ifade etmiştik. Siyasi partiler; Anayasa’ya, kanunlara, tüzüklere ve yönetmeliklere göre yönetilir. Bir devletin devlet olabilmesinin en temel koşulu, o ülkedeki yazılı kuralların varlığı ve normlar hiyerarşisi içerisinde bu kuralların eksiksiz uygulanmasıdır.

* Partilerin kongrelerinin nasıl işlediğini, Yüksek Seçim Kurulu’nun Anayasa’ya göre bu konuda tek yetkili merci olduğunu ve itiraz sürelerine ilişkin uygulamaları anlattık. En temel hukuk prensiplerinden biri olan masumiyet karinesinden bahsettik. Eğer aynı konuda ceza ve hukuk mahkemelerinde davalar varsa ve dava konuları aynıysa, hukuk mahkemesinin karar verebilmesi için ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin zorunlu olduğunu ifade ettik. Anlattığımız bütün bu hususlar, hukuk karşılığı olan ve mevzuatta açıkça yer alan kurallardır. Ve dedik ki; verilen bu butlan kararı hukuksuzdur.

* Bununla birlikte, butlan kararı karşısında partimizin mevcut tüzüğünü tedbiren yürürlükten uzaklaştıran herhangi bir karar da yoktur. Yani son değişiklikle kabul edilen tüzük yürürlüktedir. Bunun aksini iddia eden herhangi bir hukukçu da yoktur. Bu tüzüğe göre belirlenen MYK üyelerinin göreve başlayabilmesi, Parti Meclisi’nin salt çoğunluğunun onayına tabidir. Bu onay olmaksızın işlem yapmaları mümkün değildir.

* Öyle ya, dediler ki; “Eski tüzükte bu madde yok. Butlan kararı verildi. Biz eski tüzükteki bu maddeye sığınıyoruz.” Kıymetli yurttaşlarımız, değerli Cumhuriyet Halk Partisi ailem; Bir partide görevli üyenin, il yöneticisinin, il başkanının, ilçe başkanının, milletvekilinin ya da genel başkan yardımcısının nasıl disipline sevk edileceği tüzüğümüzde açıkça düzenlenmiştir.

* Tüzük içerisinde de bu maddede herhangi bir değişiklik olmamıştır. Eski ya da yeni fark etmez. Ne diyor? Önce eskisini okuyalım: “Disiplin kurullarının görevleri. Madde 62, yetki madde 63. Parti Meclisi üyelerinin, Yüksek Disiplin Kurulu Başkan ve üyelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ve partili büyükşehir belediye başkanlarının parti suçu oluşturan eylemleri, Parti Meclisi istemi üzerine Yüksek Disiplin Kurulu’nca karara bağlanır.” Ne diyor? “Parti Meclisi istemi üzerine.” Bu eski tüzük. Burada da son tüzük var. Hangisini kabul ederlerse etsinler, madde aynı şekilde duruyor. Hiçbir değişiklik yok. Peki ortada bir Parti Meclisi kararı var mı? Yok. Burada en son toplantıda da ifade ettik. Halka rağmen siyaset olur mu? Millete rağmen siyaset olur mu? Bir mahkeme sizi göreve getiriyor. Arkanızda milletvekili desteği yok, il başkanlarının desteği yok, Parti Meclisi üyelerinin desteği yok, belediye başkanlarının desteği yok, üyelerin desteği yok. Ama siz çıkıp, “Ben burada oturacağım. Olağanüstü yetkilerle donatılmış bir kimse gibi her türlü kararı alacağım” diyorsunuz.

* Bakın, biz olağanüstü kurultay için imza topladık. Yeterli imza sayısı çoktan aşıldı. Yaklaşık 900 imza toplandı. Şu anda süresini bekliyoruz. Süresi biter bitmez teslim edeceğiz. Yine bizim tüzüğümüze göre, Parti Meclisi’nin yarıdan bir fazlasının, yani salt çoğunluğunun olağanüstü kurultay kararı alma hakkı vardır. Biz burada Parti Meclisi toplantısına gideceğimizi açıkladığımızda şunu da söyledim: Parti Meclisi üyelerinin büyük çoğunluğu, partimize yönelik bu kumpas karşısında partisini savunmak konusunda hemfikirdir.

* Şimdi, “Dokuz arkadaşımızı neden aceleyle disipline sevk ettik?” diye açıklama yapıyorlar. Nedenini biliyor musunuz? Çünkü bu arkadaşların dördü Parti Meclisi üyesi. “Acaba dengeyi değiştirebilir miyiz?” çabası; başka hiçbir amacı yok.

Exit mobile version