Sigara bağımlılığının temelinde nikotinin beyindeki ödül merkezini ele geçirmesi yatmaktadır. Dr. Pelin Taş, sigara içildiği anda beyinde dopamin salınımının arttığını, bunun da kişide sahte ve geçici bir rahatlama hissi yarattığını ifade etti. Ancak bu biyolojik mekanizma zamanla bir tuzağa dönüşmektedir. Beyin, nikotini bir süre sonra “normal” bir ihtiyaç olarak kodlamakta ve nikotin alınmadığında huzursuzluk, gerginlik ve mutsuzluk gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkarmaktadır. Kişi artık keyif almak için değil, sadece bu huzursuzluğu gidermek ve “normal” hissedebilmek için sigara içmeye devam etmektedir. Bu kısırdöngü, sigaranın iradeyle değil, tıbbi yöntemlerle yönetilmesi gereken bir süreç olduğunu kanıtlamaktadır.
Sigara, sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, aynı zamanda duygusal bir kaçış noktası olarak da kullanılmaktadır. Stres, öfke, kaygı veya yalnızlık anlarında sigaraya sığınan bireyler, aslında duygularıyla baş etme becerilerini köreltmektedir. Sigara bırakıldığında kişinin yeniden bu duyguları yönetmeyi öğrenmesi gerektiğini belirten Dr. Taş, bu sürecin profesyonel destekle çok daha kolay atlatılabileceğini söyledi. Ayrıca sigaranın yasal olması, her an ulaşılabilir bulunması ve sosyal ortamlarda kabul görmesi, alkol veya madde bağımlılığına kıyasla bırakma sürecini psikolojik olarak daha zorlu hale getirmektedir.
Sigarayı bırakma kararının ardından gelen ilk hafta, sürecin en zorlu dönemidir. Huzursuzluk, dikkat dağınıklığı, uyku problemleri ve yoğun istek gibi belirtilerin ilk 3 ila 7 gün arasında zirve yaptığını belirten uzmanlar, bu sürecin geçici olduğunun bilinmesi gerektiğini vurguluyor. Dr. Taş, en büyük riskin ise “bir taneden bir şey olmaz” düşüncesi olduğunu şu sözlerle açıkladı: “Bağımlılıkta ‘bir tane’ diye bir kavram yoktur. Beyin, o tek sigarayı aldığı anda eski bağımlılık devrelerini yeniden aktif hale getirir ve kişi başa döner.”
