Taşgetiren’den Ankara’nın İran tutumuna eleştiri: Erdoğan Trump’ın damarına basmak istemiyor

Taşgetiren’den Ankara’nın İran tutumuna eleştiri: Erdoğan Trump’ın damarına basmak istemiyor

Türkiye nerede duruyor?

Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, son köşe yazısında Türkiye’nin ABD-İsrail-İran hattında tırmanan kriz karşısındaki pozisyonunu değerlendirdi. Taşgetiren, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Meclis’te verdiği iftar programında yaptığı “Tarafsız değiliz” vurgusunun dikkat çekici olduğunu belirtti.

Erdoğan’ın konuşmasında, “Biz bölgemiz ve insanlığı ilgilendiren meselelerde asla tarafsız değiliz… Türkiye olarak sulhü sükûnun tarafındayız” ifadelerini kullandığını hatırlatan Taşgetiren, bu vurgunun, İran’a yönelik saldırılara Ankara’nın yeterince güçlü tepki vermediği yönündeki algı nedeniyle öne çıkmış olabileceğini yazdı.

Taşgetiren, Gazze’de sergilenen yüksek duyarlılığın İran’daki sivil kayıplar konusunda aynı ölçüde “devlet dili”ne yansımadığını savundu. Özellikle kız çocuklarının ve öğretmenlerin hayatını kaybettiği saldırıların, kamuoyunda beklenen sertlikte karşılık bulmadığını belirten Taşgetiren, bu durumun Türkiye’nin söyleminin sorgulanmasına yol açtığını ifade etti.

Yazıda, Ankara’nın hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan üzerinden daha çok “İsrail’in tahriki” vurgusu yaptığına dikkat çekildi. Taşgetiren, Erdoğan’ın ilk açıklamasında “Siyonist lobinin tahrikleriyle İran’a karşı düzenlenen hava harekâtı” ifadesini kullandığını, buna karşın ABD ya da Trump’ın isminin doğrudan öne çıkarılmadığını kaydetti.

Hakan Fidan’ın TRT Haber’e verdiği mülakatta da benzer bir çerçeve kurduğunu belirten Taşgetiren, Fidan’ın “İsrail’in muazzam baskısı” ifadesine dikkat çekti. Taşgetiren’e göre, Fidan’ın İran’ın Trump’ın karar baskısını daha iyi okuyup daha önce “onun eline bir şey vermesi” halinde İsrail’in baskısının bu kadar etkili olmayabileceğini söylemesi, Ankara’nın Washington’la ilişki kurma biçimine dair önemli bir işaret olarak öne çıktı.

Taşgetiren, bu yaklaşımın kamuoyunda “Trump’ın kollandığı” ya da “Trump’ın damarına basmama” yönünde bir izlenim oluşturduğunu yazdı. Ancak bu tavrın arkasında belirli gerekçeler olabileceğini de belirten yazar, Türkiye’nin İran’ın yanında görünmeme, İran’ın yanlışlarıyla özdeşleşmeme ya da İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarına mesafe koyma gibi kaygılar taşıyor olabileceğini ifade etti.

Buna rağmen, hukuksuzluk, sivil alanların hedef alınması, hastanelerin ve okulların vurulması gibi gelişmelere daha açık ve güçlü tepki verilebileceğini savunan Taşgetiren, Erdoğan’ın “sulhü sükûn tarafındayız” ifadesini bu açıdan “düşük yoğunluklu” bir tavır olarak değerlendirdi.

Yazıda, bu temkinli dilin en anlaşılır gerekçesinin ise “arabuluculuk” ihtimali olabileceği belirtildi. Taşgetiren, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’a ulaşabilme kapasitesinin, olası bir “sulh ve sükûn” arayışında etkili olup olamayacağı sorusunu gündeme taşıdı.

Hakan Fidan’ın aynı mülakatta, Türkiye’nin durduğu yer ve izlediği politikalar hakkında “çok ciddi dezenformasyon” yapıldığını söylediğini hatırlatan Taşgetiren, Fidan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 27 Ocak’ta Trump’la yaptığı telefon görüşmesine ilişkin verdiği bilgiyi de yazısına taşıdı. Buna göre Erdoğan, Trump’a “Siz, biz ve Pezeşkiyan görüşelim” teklifinde bulundu. Taşgetiren, Fidan’ın bu girişimi “oyun değiştirici” bir alan olarak tanımladığını, İran tarafının da kabul etmesi halinde sürecin farklı bir yöne evrilebileceğinin düşünüldüğünü aktardı.

Exit mobile version