Rapor, Türkiye’de 1950’lerden bu yana hız kazanan kentleşme sürecinin merkeziyetçi, kısa vadeli ve rant odaklı bir anlayışla yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Bu durumun, uzun vadeli planlama eksikliği, toplumsal katılımın sınırlı olması ve yerel dinamiklerin göz ardı edilmesi gibi temel sorunları beraberinde getirdiği belirtiliyor.
Son yıllarda yaşanan Marmara, Van ve Kahramanmaraş depremleri gibi büyük ölçekli felaketler, mevcut kentleşme politikalarının yapısal eksikliklerini gözler önüne serdi. Raporda, afetlerin ardından yaşanan altyapı çöküşleri, koordinasyonsuz kurtarma çalışmaları ve dayanıksız yapılaşmanın, merkezi ve kapalı planlama anlayışının bir sonucu olduğu vurgulandı.
Rapora göre, uluslararası deneyimler, toplum katılımını merkeze alan, esnek ve dayanıklı şehir planlamalarının sürdürülebilir kentleşme için kritik öneme sahip olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin de Hollanda, Japonya, Danimarka ve Kolombiya gibi ülkelerde uygulanan başarılı modellerden ilham alarak şehirlerini daha yaşanabilir hale getirmesi gerektiği belirtiliyor.
Açık planlama modeliyle şehirlerin yeniden tasarlanması için önerilen adımlar şunlar:
Toplumsal katılım mekanizmaları oluşturulmalı: Halkın kentsel planlama süreçlerine aktif katılımı sağlanarak, ihtiyaç ve önceliklerine uygun çözümler geliştirilmelidir.
Şehirler esnek ve dayanıklı yapılarla inşa edilmeli: Hızla değişen sosyal, ekonomik ve çevresel koşullara uyum sağlayabilen kentsel yapılar tasarlanmalıdır.
Sürdürülebilirlik ilkeleri benimsenmeli: Çevresel duyarlılık ve yeşil alanları koruma önceliği gözetilmelidir.
Bu ilkeler doğrultusunda geliştirilecek kentsel planlama modellerinin, Türkiye’deki şehirleri sadece fiziksel olarak değil, sosyal ve kültürel açıdan da daha yaşanabilir ve kapsayıcı hale getireceği vurgulandı.
