ABD uçaklarının, komşumuz İran’daki Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerini vurması, Türkiye’de milyonlarca vatandaşın aklına aynı endişe verici soruyu getirdi: Olası bir nükleer sızıntı bizi etkiler mi? Bu radyasyon bulutları Türkiye’ye ulaşır mı?
BBC Türkçe, bu kritik soruları nükleer uzmanlara sordu ve hem risk senaryolarını hem de Türkiye’nin hazırlıklarını masaya yatırdı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), saldırıların hemen ardından yaptığı açıklamada, vurulan tesislerin dışında radyasyon seviyesinde bir artış olmadığını duyurdu. Açıklamada, bu tesislerin enerji üreten reaktörler olmadığı, içlerinde ya hiç nükleer malzeme bulunmadığı ya da düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum bulunduğu belirtildi. Bu durum, ilk etapta radyoaktif kirlenmenin hasar gören binalarla sınırlı kaldığı anlamına geliyor.
BBC Türkçe’ye konuşan uzmanlar, riskin, vurulan tesisin türüne göre değiştiğini belirtiyor.
1. Senaryo (Mevcut Durum – Zenginleştirme Tesisi): İTÜ Enerji Enstitüsü’nden Prof. Dr. İskender Atilla Reyhancan, vurulan tesislerin uranyum zenginleştirme tesisi olduğunu ve bunların nükleer santraller gibi büyük bir risk taşımadığını söylüyor. Reyhancan, “Burada da lokal, o bölgeyi etkileyebilecek bir durum söz konusu. Böyle bir durumda Türkiye’nin etkilenmesini pek öngörmüyorum” diyor. Ancak Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Yücel, bu tesislerden sızabilecek uranyum hekzaflorür (UF6) gazına dikkat çekiyor. Yücel, bu gazın kimyasal olarak tehlikeli olduğunu ve rüzgarlarla taşınarak sınırı aşıp Türkiye’ye gelebileceği uyarısını yapıyor.
2. Senaryo (En Kötü Senaryo – Nükleer Santral Vurulursa): Uzmanların hemfikir olduğu asıl büyük tehlike ise, İran’ın güneyindeki Buşehr Nükleer Santrali gibi enerji üreten bir reaktörün vurulması. Böyle bir durumda, Çernobil felaketine benzer şekilde, Sezyum-137 gibi radyoaktif izotoplar atmosfere yayılabilir. Prof. Dr. Reyhancan, “Bunlar eğer bir şekilde Türkiye’ye gelirse, bunun serpintisi yağmur şeklinde ya da havadan çökme yoluyla olabilir” diyor.
