Özen, konuşmasında Londra’daki görevine başladığı ilk beş aylık sürecin zorluklarına detaylı bir şekilde değindi. O dönemde yaşları küçük olan iki kızının okul düzeni nedeniyle ailesini hemen taşıyamadığını ve aylar boyunca Londra ile İstanbul arasında mekik dokuduğunu belirten Özen, yeni bir kültüre alışmanın ve farklı bir ekibi yönetmenin getirdiği baskıyı anlattı. İlk bir yıl içinde ciddi bir öz güven kırılması yaşadığını ifade eden Özen, “Buraya kadar geldim ama bu başarı hikayesi başarısızlıkla sonuçlanacak ve geri döneceğim dediğim anlar oldu” sözleriyle hissettiği sorumluluk yükünün ağırlığını vurguladı.
Kariyerindeki kırılma noktasının, Murat Ülker’in Londra ofisine yaptığı rutin ziyaretlerden birinde gerçekleştiğini belirten Özen, işlerin istediği hızda ilerlememesinden duyduğu üzüntüyü paylaştığında hiç beklemediği bir yanıt aldı. Ülker’in kendisine “Su kaç derecede kaynar?” sorusunu yönelttiğini ve “100 derecede” yanıtını aldığında şu tavsiyede bulunduğunu aktardı: “Su 100 dereceye geldiği an kaynamaz. 100 dereceye gelir, orada biraz durur ve ondan sonra kaynamaya başlar. Her şeyin bir zamanı var, sen yaptığın şeyi yapmaya devam et.”
Bu kısa diyaloğun ardından omuzlarındaki ağırlığın bir anda kalktığını ve adeta yerden havalandığını hissettiğini söyleyen Özen, liderliğin salt iş hedeflerinden ve kurallardan ibaret olmadığını belirtti. Yaşadığı bu tecrübeyi iş dünyasındaki fırsat eşitliği kavramıyla bağdaştıran Özen, sözlerini şöyle tamamladı: “Burada fırsat eşitliğinin başka bir noktası ortaya çıkıyor: İnsan olmak. Kırıldığım ve zorlandığım bir anda beni insan olarak görmesi, sabredersem başarılı olacağıma inanması benim için en büyük destekti.” Özen, bu motivasyonun ardından ekibiyle birlikte büyük bir kurumsal dönüşüm sürecini başarıyla hayata geçirdiklerini sözlerine ekledi.
