MİT Başkanı Kalın: ABD-İran anlaşması memnuniyetle karşılandı

Burada konuşan Kalın, küresel denklemin, güvenlik önlemlerinin yeniden şekillendiği, güç rekabetinin sertleştiği, tehditlerin farklı boyutlar kazanarak çeşitlendiği bir dönemden geçtiğini söyledi.

Kalın, Milli İstihbarat Akademisi (MİA) tarafından ‘da bir otelde düzenlenen, “NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık” isimli panele katıldı.

Bu süreçte ‘dan Doğu Akdeniz’e, Karadeniz’den Avrupa güvenliğine kadar geniş bir coğrafyada yaşanan gelişmelerin, NATO’nun önemini bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulayan Kalın, NATO’nun, bugün olduğu gibi gelecekte de uluslararası güvenlik mimarisinin en temel sütunlarından biri olmaya devam edeceğinin altını çizdi.

Değişen tehdit ortamının, İttifak’ın rolünü ve müttefiklerin de yeni şartlara uygun şekilde değerlendirilmesini zorunlu kıldığına işaret eden Kalın, ” paradigmasının köklü biçimde değiştiği günümüzde, dönüşümü doğru okumak, yeni tehditleri zamanında kavramak ve bu tehditlere stratejik cevaplar üretebilmek kritik önemi haizdir. Bunun için dayanıklı toplumlara, güçlü kurumlara, etkili istihbarat kapasitesine, teknolojik donanıma ve ortak stratejik akla her zamankinde daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.” diye konuştu.

Kalın, NATO’nun değişen güvenlik ortamına nasıl uyum sağlayacağı ve kendisini yeni ihtiyaçlara göre nasıl dönüştüreceği sorusunun, en kritik meselelerden biri olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

“NATO’nun kuruluş felsefesinin temelinde yer alan, güvenlik, askeri, siyasi, ekonomik, teknolojik ve toplumsal unsurların iç içe geçtiği, çok katmanlı, çok boyutlu bir yapı arz etmektedir. Sınır güvenliği ve enerji güvenliği, ekonomik istikrar ve savunma kapasitesi, siber dayanıklılık ve toplumsal huzur, yapay zeka çağının gerektirdiği bilgi güvenliği anlayışıyla devlet egemenliği birbirinden ayrılmaz unsurlardır. Bu köklü değişim, savaş ve istihbaratın doğasında da dönüşüme neden olmaktadır. Yeni gerçeklik karşısında her aktör kendine yeterli olmanın, caydırıcı etki oluşturmanın ve krizlere çözüm üretmenin yollarını aramak zorundadır. Bu noktada NATO da yalnızca caydırıcılık kapasitesinin arttırılmasıyla değil, aynı zamanda müttefik ülkelerin dayanıklılık kapasitelerini güçlendirilmesiyle de güvenlik mimarisindeki önemini muhafaza etmektedir.”

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın, yalnızca iki ülke arasında cereyan eden askeri bir çatışma olmaktan çıktığına dikkati çeken Kalın, bu savaşın geniş bir alanda küresel sonuçlar doğurduğunu söyledi.

Kalın, Orta Doğu’da yaşanan krizlerin, güvenliğin artık birbirinden kopuk alanlarda değil, birbirini tetikleyen ve ortak sonuçlar doğuran sınama alanları üzerinde gerçekleştiğini ifade etti.

“Ülkemiz, krizlerin yönetimine somut katkılar sunmaktadır”

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşa değinen Kalın, şunları kaydetti:

“Dün akşam ilan edilen, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında anlaşmaya varıldığına dair haber hepimiz tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Ama temkinli bir iyimserlik içerisindeyiz, zira önümüzdeki günler ve haftalar, müzakerelerde asıl konuların ele alındığı, tartışıldığı, müzakere edildiği zorlu bir süreç olacak. Biz, bu sürece katkı veren başta , ardından olmak üzere ülkemizi de dahil ederek katkı sunan tüm aktörleri tebrik ediyoruz. Bu konuda kararlılık gösteren tüm ülkeleri ve liderlerini kutluyoruz. Umarız bu adım, Orta Doğu’da kalıcı bir barışın inşa edilmesi için önemli bir merhaleyi teşkil edecek.”

Kalın, İsrail’in Gazze’de başlattığı ihlal, işgal ve ilhak politikaları başta olmak üzere bölgede izlediği saldırgan tutumun tüm Orta Doğu’nun güvenliğini tehdit eder hale geldiğini söyledi.

ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın bölgesel sınırları aşarak küresel dengeyi şekillendiren mahiyet aldığına işaret eden Kalın, “Bütün bu gelişmeler karşısında ülkemiz, NATO’ya katıldığı ilk günden itibaren üzerine düşen sorumlulukları hakkıyla yerine getirmekte, İttifak’ın caydırıcılığına, doğu ve güney kanatlarının güvenliğine, Karadeniz’deki dengeye, terörle mücadele gündemine ve bölgesel krizlerin yönetimine somut katkılar sunmaktadır.” diye konuştu.

Kalın, Türkiye ile NATO ilişkilerinin, Türkiye’nin NATO’ya katıldığı 1952 yılından beri hem Türkiye’nin güvenlik perspektifi hem de İttifak’ın küresel perspektifi açısından hayati bir öneme sahip olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin NATO üyeliğinde 3 önemli dönemden geçtiğini anlatan Kalın, ilk dönemin Soğuk Savaş, ikinci dönemin Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadele ve üçüncü dönemin de Suriye bağlamında yaşandığını hatırlattı.

“Türkiye doğru yerde durdu”

Exit mobile version