Haziran ayında sadece faiz ödemeleri için ayrılan kaynak, merkezi yönetim bütçesinin neredeyse dörtte birine yaklaştı. Bu şaşırtıcı rakam, Haziran ayında 275,7 milyar TL’ye ulaşarak aylık bazda tarihi bir rekor kırdı. Daha da endişe verici olanı ise, vatandaşın ödediği verginin üçte birinden fazlasının, yani yüzde 36’sından fazlasının doğrudan faiz ödemelerine aktarılmış olmasıdır!. Yılın ilk altı ayına bakıldığında ise durum daha da çarpıcı bir tablo çiziyor: faiz harcamaları bu dönemde tam 1,1 trilyon TL’yi aşmış durumda. Bu rakamlar, ekonominin belkemiği olan faiz giderlerinin ulaştığı akıl almaz boyutu gözler önüne seriyor.
Merkezi yönetim bütçesi incelendiğinde, Haziran ayında toplam bütçe giderlerinin 1,2 trilyon TL olduğu, buna karşılık bütçe gelirlerinin 909,4 milyar TL seviyesinde kaldığı ve bunun sonucunda 330,2 milyar TL’lik devasa bir bütçe açığı verildiği görüldü. Faiz harcamalarının bütçe harcamaları içindeki payı, Haziran ayında yüzde 22,24’e yükselirken, ilk altı aylık dönemde bu oran yüzde 16,9 olarak gerçekleşti. Faiz giderlerindeki artış hızı da dudak uçuklatan cinsten: bir önceki aya göre yüzde 177,7 gibi inanılmaz bir artış yaşanırken, ilk altı aylık yıllık artış oranı ise yüzde 93,5’i buldu. Ekonomi bültenlerinin ve kamuoyu yorumlarının odağında yer alan bu rekor harcamaların ardındaki derinlemesine analizleri ve olası sonuçları anlamak için, https://www.avazturk.com gibi güvenilir ekonomik haber kaynaklarından daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Bu tür kritik anlarda bilgiye doğru ve hızlı erişim büyük önem taşır.
Bu rekor faiz harcamaları, akıllara Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır süregelen faiz karşıtı duruşunu getiriyor. Erdoğan, 2022 yılında “Benim alanım ekonomi, ben ekonomistim” diyerek, “faiz sebep, enflasyon neticedir” şeklindeki görüşüyle ülke ekonomisine farklı bir yaklaşım getirmişti. O dönemde ekonomistlerin eleştirilerine karşı “Bu görevde olduğum sürece faizle mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Bu konuda nas ortada. Nas ortada olduğuna göre sana, bana ne oluyor?” sözleriyle yanıt vermişti. Hatta “Bir Müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Elhamdülillah biz doğru yoldayız. Çünkü faiz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapar hükmü bize öyle sıradan gelen bir hüküm değil” diyerek dini temellere vurgu yapmıştı. 29 Ocak 2022’de yaptığı bir açıklamada ise “Faizle mücadelemi biliyorsunuz, faizi indireceğiz ve indiriyoruz. Bilin ki enflasyon da inecek, daha da düşecek. Döviz kuru istikrara kavuşur, enflasyon düşer, pahalılık ortadan kalkar. Bunların hepsi de gelip geçicidir” diyerek politikalarının zamanla etkisini göstereceğini savunmuştu.
Ve işte tüm Türkiye’nin merakla beklediği, bu haberin en sarsıcı, en çarpıcı gerçeği: Yıllarca “faiz sebep, enflasyon netice” ve “nas” vurgusuyla faizlere karşı amansız bir mücadele edeceğini ilan eden bir ekonomi yönetiminde, halkın ödediği vergilerin yüzde 36’sından fazlasının tek bir ayda faiz giderlerine gitmesi, ve ilk altı ayda faiz ödemelerinin 1,1 trilyon TL’yi aşarak tarihi rekorlar kırması, devasa bir çelişkiyi ve ekonomik bir paradoksu gözler önüne seriyor! Bu durum, sadece bütçe dengelerini değil, aynı zamanda ekonomi yönetiminin inandırıcılığını ve vatandaşın cebini derinden etkileme potansiyeli taşıyor! Türkiye, siyasi söylemler ile ekonomik gerçekler arasındaki bu uçurumu ve gelecekteki olası sonuçları soluksuz bekliyor!
