Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan borçlanma maliyeti eleştirilerine cevap
Bakanlık, ödemelerdeki artışın mevcut faiz politikasından değil, geçmiş enflasyon dinamiklerinin vade yapısı üzerinden bütçeye yansımasından kaynaklandığını savundu. Ancak ağır borç yükü ve ekonomi yönetimine yöneltilen eleştiriler, faturanın “teknik bir vade sorunu” olmaktan öte, 2021 sonrası uygulanan politikaların gecikmeli ve ağır maliyeti olduğu noktasında birleşiyor.
Bakanlık tarafından 17 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan basın duyurusunda, Ocak ayında gerçekleşen yüksek faiz ödemesinin “borçlanma maliyetlerinde ani bir artıştan veya program dönemindeki faiz artışlarından kaynaklanmadığı” belirtildi. Açıklamada, söz konusu ödemenin yüzde 53’ünün, 10 yıl önce (2016) ihraç edilen TÜFE’ye endeksli Devlet İç Borçlanma Senetlerinin (DİBS) vadesinde ödenen enflasyon farkından oluştuğu ifade edildi.
Bakanlık metninde şu değerlendirmeye yer verildi: “Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, vadesi gelen bu tür senetlere ilişkin ödemelerin geçici olarak yüksek görünmesi doğal bir sonuçtur. Artış, yapısal bir faiz yükü değişiminden değil; geçmiş dönemde biriken enflasyonun teknik ve muhasebesel yansımasından kaynaklanmaktadır.”
Bakanlığın açıklamasını değerlendiren Ekonomist Uğur Gürses, sorunun kök nedenine işaret ederek resmi söylemi eleştirdi. Hazine’nin “geçmiş dönemde biriken enflasyon” vurgusunu irdeleyen Gürses, şu tespitte bulundu:
Gürses’in bu çıkışı, Hazine’nin teknik bir zorunluluk olarak sunduğu tablonun, aslında enflasyonu körükleyen politikaların kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, TÜFE’ye endeksli tahvillerin doğası gereği, enflasyon ne kadar yükselirse Hazine’nin ödeyeceği maliyet de o kadar artıyor. Dolayısıyla “enflasyonu patlatan” kararlar, yıllar sonra bütçede rekor faiz gideri olarak karşılık buluyor.
