İran-İsrail Çatışması ve Ekonomi Üzerindeki Yıkıcı Etkisi
Cumartesi sabahı itibarıyla karşılıklı füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla başlayan İsrail-İran çatışması, piyasaları adeta altüst etti. İsrail’in “bütün dünya için tehdit olduğu” açıkça gözükse de, Amerika’nın kayıtsız şartsız desteği ve eski ABD Başkanı Donald Trump’ın çelişkili açıklamaları işleri daha da karmaşık hale getiriyor. Bu savaşın Rusya ve Çin’i de kapsayıp kapsamayacağı endişesi, Türkiye için hem siyasi hem de ekonomik açıdan zor günlerin habercisi. Tam ekonomik düzelme sinyalleri alınırken, yeni bir krizin kapıda olması, ekonomi yönetiminin işini çok daha zorlaştırıyor.
Çatışma öncesinde, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine hazırlanarak fonlama faizini düşürmeye başladığı, hatta piyasada Haziran ayında bir faiz indirimi beklentisiyle coşkulu bir hava olduğu belirtiliyordu. Bankalar bile TL mevduat faizlerini indirmeye başlamıştı. Yıl sonu enflasyon hedefi için yüzde 29 gibi bir rakam konuşulurken, işler bir anda değişti. Ancak İran olayının patlak vermesiyle bu beklentiler suya düştü. Piyasa beklenti anketlerinde, artık Haziran’da politika faizinde indirim beklentisinin pek kalmadığı, yüzde 46 olarak devam edeceği öngörülüyor. Hatta bazı iktisatçılar, politika faiziyle fonlama faizi arasındaki 3 puanlık marjın 1,5 puana indirilmesinin bile riskli olacağını belirtiyor. Merkez Bankası’nın bu ortamda çok daha temkinli davranmak zorunda olduğu vurgulanıyor.
Petrol Fiyatları ve Enflasyon Hedefi Üzerindeki Gölge
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma ihtimali, Brent petrol fiyatlarını 75 dolardan çok daha yukarılara taşıyabilir. Petrol fiyatlarının yaz aylarında yüksek seyretmesi, Türkiye’nin yüzde 29’luk enflasyon hedefini yeniden tartışmaya açabilir. Ekonomi yönetimi bu hedefi koruyacaksa, petrol fiyatlarındaki bu belirleyiciliği göz önünde bulundurarak hareket etmek zorunda.
Döviz Kurları ve Rezerv Stratejisi
Son iki günde döviz kurlarında yüklü bir artış yaşandığı ve borsanın çöktüğü görülüyor. İktisatçılar, Merkez Bankası’nın yüzde 29’luk enflasyon hedefini koruması halinde, aylık yüzde 2’lik kur artışının üzerine çıkma lüksünün olmadığını belirtiyor. Bu durumda, Merkez Bankası’nın gerekirse rezervlerden satışa izin vereceği ve rezervlerde düşüşe razı olacağı ifade ediliyor. Bayram sonrası ilk iki günde yaklaşık 2,5 milyar dolarlık bir rezerv artışı yaşansa da, sonraki günlerin yansımaları henüz net değil. Şirketlerin döviz satıp TL’ye döndüğü de dikkat çekiyor. Ancak TL mevduat faizlerindeki düşüş, dövize dönüşü özendirecek tehlikeli bir noktaya işaret ediyor. Bu nedenle, ekonomi yönetiminin kurlardaki kararlı tutumunu sürdürmesi büyük önem taşıyor.
Reel Sektörün Endişeleri ve Hükümetin Sürekli Ertelenen Rahatlama Vaatleri
Reel sektör temsilcileri, yüksek enflasyon ve faiz oranlarından şikayetçi. İstanbul Ticaret Odası (İTO) başkanının “enflasyon ve faiz hızlı bir biçimde düşmesi gerekiyor” ve “yüzde 2-3 büyümeyle Türkiye gidemez” sözleri, sektörün beklentilerini açıkça ortaya koyuyor. Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce 2025 ortasından itibaren rahatlama olacağını söylemelerine rağmen, 19 Mart krizi nedeniyle bu tarihi 2026’ya çektikleri belirtiliyor. Şimdi bir de İran krizi eklenince, bu tarihin daha nereye çekileceği belirsiz. Ancak 2026’nın “refah yılı” olmasının mümkün olmadığı açıkça ifade ediliyor. Yüzde 20’nin altına inmek için gelirler politikası gibi daha sert tedbirler gerekeceği vurgulanıyor.
Sosyal Gerilimler ve Seçim Hesapları
Kamu İşveren Sendikası’nın kamu işçilerine “komik” bir zam teklifinde bulunması, yaz aylarında işçi kesiminde sıcak protestoların habercisi. İran krizi nedeniyle bu itirazların şimdilik duraksama yaşasa da, eninde sonunda taleplerin ortaya çıkacağı ve 2026 başında verilecek asgari ücret ile emekli zamlarının, mevcut program devam ederse tatmin edici olamayacağı belirtiliyor.
