Merkez Bankası, “rasyonel” politikalara dönüş kapsamında kritik bir adım atarak yurt içinden altın alımını sonlandırdı. Banka, yasal olarak Türkiye’de üretilen tüm altını alma önceliğine sahipti ve bu hakkını yıllardır yoğun şekilde kullanarak rezervlerini güçlendiriyordu. Ancak bu durum, iç piyasada ciddi bozulmalara neden olmuştu.
Türkiye’de yılda yaklaşık 40 ton altın üretiliyor. Merkez Bankası’nın bu üretimin büyük kısmını doğrudan rezervine eklemesi, iç piyasada altın arzı açığı oluşturdu.
Bu açık, altın ithalatında rekor düzeyde bir patlamayı tetikledi. Altın ithalatının cari açık üzerinde devasa bir baskı oluşturması üzerine hükümet, çözümü ithalata kota getirmekte buldu.
Ancak ithalat kotası yurt içi talebi karşılamaya yetmedi. Talep canlı kalınca, bu kez altın kaçakçılığı hızla artmaya başladı. Basına yansıyan haberlerde, milletvekili danışmanlarının dahi altın kaçakçılığı faaliyetlerine karıştığı iddiaları yer aldı.
Bu süreçte iç piyasa o kadar bozuldu ki, altının TL bazındaki fiyatı ile uluslararası dolar bazındaki fiyatı arasındaki makas tehlikeli seviyelere ulaştı. Uzmanlara göre bu fark (makas), 12 bin dolara kadar çıkarak kaçakçılığı daha da cazip hale getiren ana faktör oldu.
Piyasadaki tüm bu bozulmanın tek bir ana nedeni vardı: Merkez Bankası’nın alımları nedeniyle yerli altın üretim arzının piyasaya girememesi.
Ekonomist İris Cibre, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede Merkez Bankası’nın aldığı bu kararı yorumladı. Cibre, 2017’de çıkarılan yasaya dikkat çekerek TCMB’nin 800 tonluk brüt altın rezervinin, toplam brüt rezervin %56’sını oluşturduğunu ve bunun “rezerv oynaklığı açısından risk” teşkil ettiğini belirtti.
Cibre, çözümün altın alımını durdurmak olduğunu daha önce de ifade ettiğini hatırlattı.
