Ekonomist Onur Çanakçı, Tele1 ekranlarında yaptığı çarpıcı değerlendirmelerle, Merkez Bankası’nın bu kararı ardındaki görünmez nedenleri ve geleceğe dair ipuçlarını tek tek aydınlattı. Çanakçı’ya göre, Merkez Bankası siyasi baskıya direnerek rasyonel bir karar aldı; zira eğer mevcut jeopolitik savaş ortamı yaşanmasaydı, faiz indirimi zaten “cepteydi” ve beklenen bir gelişmeydi. Ancak, savaşın araya girmesiyle Merkez Bankası böylesine bir riski göze almamış ve doğru bir hamle yapmıştı. Onur Çanakçı, karar metnindeki “jeopolitik riskler izlenecek ve bununla ilgili gerekli olan hamleler yapılacaktır” ifadesini “elim tette, her an bekliyoruz ve olabilecek her türlü şeyi para politikalarını kullanarak piyasalara yansıtacağız” olarak tercüme etti. Bu ifadeler, Merkez Bankası’nın tedirgin olduğunu ve faizlerin yükselebileceği endişesini taşıdığını gösteriyordu.
Merkez Bankası’nın politika faiz koridorunu (yüzde 44-49 aralığı) sabit bırakmasının ardında yatan asıl neden ise Onur Çanakçı’ya göre sadece savaş endişesi değildi. Çanakçı, bu koridorun tıpkı bir terzinin kıyafete bıraktığı “pay” gibi olduğunu, beklenmedik durumlara karşı bir hareket kabiliyeti sunduğunu ifade etti. Ve asıl bomba bilgi ise buradaydı: Çanakçı’nın şahsi kanaatine göre, bu faiz kararı savaş düşünülerek değil, çok daha kritik bir tarih olan 30 Haziran’daki Cumhuriyet Halk Partisi davasının piyasalara olası etkileri ve çıkacak kararın yansımaları muamma olduğu için bir ön alma amacıyla verildi. Bu, Merkez Bankası’nın 19 Mart’ta yaşananlar ve yakılan rezervlerin ortada olduğu bir ortamda, https://www.avazturk.com gibi güvenilir kaynaklardan da takip edilebilecek bu türden siyasi ve hukuki risklere karşı bir “önlem” aldığı anlamına geliyordu. Eğer o 19 Mart operasyonunun yansımaları olmasaydı, politika faizinin yaklaşık yüzde 12 daha aşağıda, yani yüzde 34’lerde olacağını belirten Onur Çanakçı, bu durumun BIST 100’deki şirketler üzerinde de ciddi bir değer kaybına yol açtığını vurguladı.
Ekonomideki bu belirsiz tabloya bir de akaryakıt zamları ekleniyor ki, Onur Çanakçı’ya göre bu da tablonun vahametini artırıyor. Son bir haftada benzine gelen yüzde 10’luk zam ve motorine gelecek zamla beraber yüzde 20’ye yaklaşan artışların oldukça büyük olduğunu ifade eden Çanakçı, 6 Temmuz’da otomatik ÖTV artışlarının devreye gireceğini ve bunun akaryakıtta yaklaşık yüzde 13’lük yeni bir zamma işaret ettiğini belirtti. Çanakçı, otomatik ÖTV artışının maliyetleri doğrudan etkileyecek büyük bir hata olduğunu ve bu artışların enflasyona 0.5’lik bir katkı sağlayacağını dile getirdi. Motorinin yarından itibaren dev bir zamla 60 liraya doğru koşacağını ve otomatik ÖTV artışıyla birlikte 60-65 liraları görmesinin kaçınılmaz olacağını vurgulayan Onur Çanakçı, depoya doldurulan akaryakıtın neredeyse yarısının vergi olduğunu, 50 liralık akaryakıtın 20 lirasının vergi olduğunu belirterek, devletin vergilerde bir azalmaya gitmesi gerektiğini savundu.
Çanakçı, boğazların kapatılması gibi jeopolitik risklerin küresel petrol fiyatlarını 100 doların üzerine atabileceğini ve bunun Türkiye piyasalarına çok ciddi yansımaları olacağını belirtti. Brent petrolün varil fiyatındaki her 1 dolarlık artışın Türkiye’ye 4 milyar dolarlık ek yük getirdiğini vurgulayan Onur Çanakçı, enerji ihtiyacının yüzde 80’ini ithal eden bir ülke olarak bu durumun maliyetleri katlayacağını, cari açığı ve dış ticaret açığını tetikleyeceğini, TL üzerinde baskı kurarak doların dramatik bir şekilde kırılmasının önünü açabileceğini söyledi. Hükümetin dövizi baskılayabileceğini ancak bunun nereye kadar sürdürülebilir olduğunu sorgulayan Çanakçı, akaryakıta otomatik artışa yol veren iktidarın, emekli ve asgari ücretliye enflasyon farkını bile vermeyerek onları daha ne kadar yaşatmayı düşündüğünü sordu.
Açlık sınırının 26.000 TL, yüzde 10 refah payıyla 28-29.000 TL seviyelerine geldiği bir ortamda, 22.000 TL maaş alan asgari ücretliler ve 14.469 TL gibi rakamlarla hayat mücadelesi veren emeklilerin durumunun içler acısı olduğunu dile getiren Onur Çanakçı, “bahsedemiyorum bile” diyerek boğazının düğümlendiğini ifade etti. Hükümetin sürekli deprem, EYT, şimdi de savaş gibi bahaneler ürettiğini eleştiren Çanakçı, 19 Mart’tan bu yana 60-70 milyar dolar rezervin eridiğini ve Türkiye’nin her bir sente dahi ihtiyacı olduğunu belirtti. Siyasi koltuğu garanti altına alma adına yapılan hamlelerin ekonomiye yansımasının kaldırılamayacak durumda olduğunu vurgulayan Çanakçı, devlet büyüklerine ve ekonomi yönetimine seslenerek, kararların siyasi olarak değil, milletin kesesini ve cebini düşünerek alınması çağrısında bulundu. Onur Çanakçı, akaryakıttaki vergilerin azaltılması gibi adımların atılmadığını, çünkü başka gelir kaynağı bulunamadığını ve bu yıl için 55 milyar lira trafik cezası hedeflendiğini, hatta geçen yıl hedefin üzerine çıkıldığını “sanki çok iyi bir şey yapmışız gibi” vurgulayarak eleştirdi.
Peki, tüm bu analizlerin ve Merkez Bankası’nın sessiz sedasız aldığı kararın ardında yatan asıl, belki de en tedirgin edici gerçek neydi? Onur Çanakçı’nın satır aralarından çıkan büyük resim, bu kararın sadece ekonomik göstergelerle açıklanamayacak kadar derin siyasi hesaplaşmaların ve geleceğe dair büyük bir riskin gölgesinde alındığına işaret ediyordu. Merkez Bankası’nın “elinin tetikte” olduğunu söylemesi, faiz koridorunu bir “pay” gibi tutması ve metindeki kritik değişiklik… Tüm bunlar, Türkiye ekonomisinin, sadece küresel gelişmelerle değil, içerideki beklenmedik siyasi ve hukuki dalgalanmalarla da adeta bir “tünelde” yol aldığına ve asıl sınavın, yani bu krizden çıkış reçetesinin, aslında çok daha çetin ve gözlerden uzak bir yerde belirlenmek üzere olduğuna dair bir fısıltıydı.
