Değerlendirmeye göre, 2026 yılının ilk üç ayında merkezi yönetim bütçe açığı 711 milyar TL’den 420 milyar TL’ye geriledi. Aynı dönemde faiz dışı denge 208 milyar TL fazla verdi. Ancak bu görünümün kalıcı bir iyileşmeye işaret etmediği vurgulandı. Kurumlar vergisi tahsilatının öne çekilmesi ve sermaye harcamalarındaki kısıtlamalar bütçe dengesini geçici olarak iyileştirdi. Raporda, bu nedenle bütçe performansındaki toparlanmanın enflasyon ve risk göstergeleri üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı ifade edildi.
Bütçe harcamalarının dağılımında personel giderleri ile cari transferlerin ağırlığı korundu. Bu kalemlerdeki artış enflasyonun üzerinde gerçekleşti. Buna karşılık sermaye giderleri, yani yatırım harcamaları, geçen yılın aynı dönemine göre geriledi.
Hazine’nin borç yönetimine ilişkin değerlendirmede, 2026’nın ilk çeyreğine güçlü bir nakit tamponuyla girildiği ve önceki yıla kıyasla daha hazırlıklı bir görünüm sergilendiği aktarıldı. Buna karşın faiz ödemelerindeki artış ve önümüzdeki dönemde yoğunlaşması beklenen borç servisi takvimi, bütçe üzerindeki baskının sürebileceğine işaret etti.
Merkezi yönetim borç stoku Mart 2026 itibarıyla 14,4 trilyon TL’ye yükseldi. Borç stokunun milli gelire oranı uluslararası karşılaştırmalarda görece düşük seviyede kaldı. Ancak borç portföyünün yalnızca yaklaşık üçte birinin TL ve sabit faizli olması, döviz kuru, faiz ve enflasyon şoklarına karşı kırılganlığı artıran bir unsur olarak öne çıktı.
Raporda, Türkiye Varlık Fonu, kamu-özel iş birliği projeleri, kamu iktisadi teşebbüsleri ve Hazine destekli kredi programlarından doğan yükümlülüklerin bütüncül ve şeffaf biçimde raporlanmadığı belirtildi. Bu durumun mali risklerin gerçek boyutunun tam olarak izlenmesini zorlaştırdığı ifade edildi.
