Whittier’a ulaşmak hiç de kolay değil. Kasabaya giriş ve çıkışlar, dağın içine oyulmuş 4 kilometre uzunluğundaki tek şeritli bir tünel üzerinden yapılıyor. Bu tünelin en dikkat çekici özelliği ise gece saatlerinde tamamen kapatılması. Kasaba sakinlerinden Lee Shuford, bu izolasyonu “Başta ürkütücü gelebilir, acil bir durumda tünelin kapalı olması insanı düşündürüyor ancak zamanla bu kapalılık hissi bir güvene dönüşüyor” sözleriyle tarif ediyor. Tünel kapandığında, Whittier kendi küçük dünyasına çekiliyor ve sabaha kadar dış dünyadan tamamen kopuyor.
Kasabanın kalbi olan Begich Towers, dikey mimarinin zirve noktası. Belediye Başkanı Dave Dickason ve eşi Anna’nın da aralarında bulunduğu yaklaşık 300 kişi, yıl boyunca bu devasa kompleksin içinde yaşıyor. Binanın koridorlarında yürürken bir noterle karşılaşabilir, bir kat aşağı indiğinizde postaneye uğrayabilir veya market alışverişinizi yapabilirsiniz. Çocuklar için bile durum farklı değil; binaya tünelle bağlı olan yer altı geçidi sayesinde öğrenciler dondurucu soğuğa maruz kalmadan okullarına ulaşabiliyor. 3 ile 18 yaş arasındaki 50 öğrenci, her birinin öğretmenler tarafından yakından tanındığı güvenli bir eğitim ortamında büyüyor.
Küçük bir topluluk olmanın avantajlarını vurgulayan Belediye Başkanı Dickason, büyük şehirlerin kalabalığına ve imkanlarına ihtiyaç duymadıklarını belirtiyor. Whittier’da sosyal hayat sınırlı olsa da dayanışma en üst seviyede.
Kasabada büyüyen Victor Shen, “İnsanların bir toplulukta değer verdiği her şey burada var” diyerek, bu binanın sadece beton bir yapı değil, gerçek bir “yuva” olduğunu ifade ediyor. Öğretmen Lindsey Erk “Burada hiçbir çocuk gözden kaçmaz. Herkes görülür ve bu çok kıymetli.” sözlerini ifade etti.
