Mikroskop altında incelendiğinde, her bireyin kanında insanlık tarihinin en eski biyolojik izlerinden birinin saklı olduğu görülüyor. “Neden farklı kan gruplarına sahibiz?” sorusunun yanıtı, atalarımızın hayatta kalma mücadelesinde gizli.
Modern tıbbın gelişmesinden önce kan nakilleri büyük bir risk taşıyordu. Bazı hastalar iyileşirken, bazıları nedeni anlaşılamayan tepkiler nedeniyle hayatını kaybediyordu. Bu gizem, 20. yüzyılın başında çözüldü.
1900 yılında Avusturyalı bilim insanı Karl Landsteiner, insanların kanlarının neden her zaman birbiriyle uyumlu olmadığını araştırdı. Çalışmaları sonucunda, kırmızı kan hücrelerinin yüzeyinde farklı moleküler yapılar bulunduğunu keşfetti. Bugün bu yapılara antijen adı veriliyor.
Bu keşifle birlikte A, B, AB ve 0 kan grupları tanımlandı ve kan nakilleri güvenli hale geldi. Landsteiner, bu çalışması sayesinde 1930 yılında Nobel Ödülü’ne layık görüldü.
Bilim insanlarına göre kan gruplarının sınırlı sayıda olmasının temel nedeni evrimsel hayatta kalma stratejileri. İnsanlık tarihi boyunca sıtma, veba ve çeşitli salgın hastalıklar büyük tehdit oluşturdu. Bu hastalıkların bir kısmı, kırmızı kan hücrelerinin üzerindeki antijenlere tutunarak vücuda girdi.
Farklı kan gruplarının varlığı, tek bir hastalığın tüm insanlığı yok etmesini engelledi. Böylece kan grubu çeşitliliği, insan türü için biyolojik bir kalkan görevi gördü.
