Zümrüt yeşili ormanlarla kaplı tepeleri, bembeyaz kumların uzandığı plajları ve cam berraklığındaki okyanus sularıyla bu bölge, turizm açısından devasa bir potansiyel barındırıyor.
Buna karşın, yaklaşık 400 kişilik yerel nüfusa sahip olan bu cennet köşesinde plajlar genellikle ıssız kalıyor ve yağmur ormanlarında sadece vahşi doğanın sesleri yankılanıyor.
Bu sessizliğin ardında bilinçli bir tercih ve sıkı koruma politikaları yatıyor.
Ailesi 6 nesildir bölgede yaşayan ve butik bir konaklama tesisi işleten Lisa Makiiti, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli televizyon kanalı CNN’e verdiği röportajda durumu, “Burayı benzersiz kılan şey burada bulunmayanlar. Diğer tüm turist destinasyonlarının aksi yönünde hareket etmenin bir değeri var. Burada daha büyük, daha iyi ve daha fazla hedeflenmiyor” sözleriyle anlatıyor.
Makiiti’nin bu tespiti, adanın neden dünyadaki diğer tatil beldelerinden ayrıldığını net bir şekilde özetliyor.
Adanın bozulmamış doğasının sırrı, küresel çapta çok ender rastlanan bir turist kotası uygulamasında saklı bulunuyor.
UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edildiği 1982 yılından bu yana ve hatta 40 yılı aşkın bir süredir adada aynı anda en fazla 400 ziyaretçinin bulunmasına izin veriliyor.
Lord Howe Adası Kurulu yetkilileri, bu sınırı aşmamak adına turistlere ayrılan yatak kapasitesini katı bir şekilde 400 ile sınırlandırıyor ve böylece adaya özgü endemik bitki ve hayvan türleri güvence altına alınıyor.
Lord Howe Adası Kurulu bünyesinde görev yapan ve yine altı nesildir adalı olan Darcelle Matassoni, 400 rakamının başlangıçta rastgele belirlendiğini belirtiyor.
