Etrafımıza bir şey öğretmek, anlatmak, göstermek istiyorsak elimizdeki bilgi ne kadar kıymetli olursa olsun, onu doğru anda ve doğru yerde paylaşmamız gerekir. Çünkü sözün, sadece içeriği değil, zemini de önemlidir.
Bugün sizlerle paylaşmak istediğim konu, sadece bir tarih anlatısı değil. Aynı zamanda yaşanmış bir yolculuk, bireysel bir farkındalık ve kolektif bir hatırlama çağrısıdır.
Türkiye’de olayları kişisel hikâyeler üzerinden okumayı çok severiz. Ancak bu ilgiye rağmen, tarihimizin en önemli dönemlerinde rol oynamış birçok insanı hiç tanımayız. Ne adlarını biliriz, ne fikri dünyalarını, ne de yaşadıkları çetin süreçleri.
Bugünün Türkiye’sinin temel taşlarını döşeyen insanlardan sadece birkaçı siyasi nedenlerle ön plana çıkarılmışken, geri kalanların adı dahi anılmaz. Oysa bu isimler, yalnızca geçmişin değil, bugünün de anlam haritasını oluşturan gerçek kahramanlardır.
Bu noktada Selim Erdoğan Hocamız ve onun yol arkadaşlarından olan Mürettep Müfreze, büyük bir boşluğu dolduruyor.
Neden mi önemli?
Çünkü onların sahada yaptığı işler, bize tarih kitaplarında okuyup geçtiğimiz o mücadeleyi gözümüzle görme fırsatı sunuyor. Bir metnin içine gizlenmiş olaylar, birden bire toprağın üzerinde, taşın arasında, mezarların gölgesinde ete kemiğe bürünüyor. Bu görsellik, o günleri anlamamıza gerçek anlamda yardımcı oluyor.
İşte bu yüzden, Çanakkale’ye gitmek, Sakarya’nın gerçekte nerede yaşandığını görmek, İzmir’e uzanan o son büyük süvari hücumunu bizzat yerinde deneyimlemek sadece turistik değil, aynı zamanda vatani ve kültürel bir görevdir.
