Uyku uzmanlarının tavsiyeleri ve uyku kitaplarının çoksatan listelerini süslemesiyle, uyku adeta yeni bir ‘felsefe taşı’ gibi sunuluyor.
Bir zamanlar seyrek rastlanan yatak reklamları artık sürekli olarak ekranları dolduruyor ve küresel uyku yardımı endüstrisinin büyüklüğü tahmini 76 milyar doları aşıyor.
Medyanın yeme ve egzersiz alışkanlıklarımıza müdahalesi gibi, şimdi de nasıl ve ne zaman uyumamız gerektiği konusunda talimatlar alıyoruz.
On yıllar önce sadece birkaç uyku bozukluğu tanımlanırken, bugün yetmişten fazla uyku bozukluğu bulunuyor; bu artış, beraberinde daha fazla tedavi, uzman ve hasılat getiriyor.
Bu alanda yapılan ilk araştırmalarda, uykunun ortaya çıkardığı soruların zenginliği ve disiplinler arası iletişim (fizyologlar, psikiyatristler, psikologlar, psikanalistler ve biyologların bir arada çalışması) oldukça etkileyiciydi.
Uyku biliminin altın çağı 1980’lerde sona ermiş olsa da, ders kitapları yakın zamana kadar neden uyuduğumuzun bir sır olarak kaldığını ve yeterli bir açıklama bulunmadığını kabul ediyordu.
Ancak günümüzde bu durum değişti. Uyku, artık sadece çözülmüş bir problem olarak değil, aynı zamanda bireyin kişisel kurtuluşuna giden bir yol olarak pazarlanıyor.
Önceleri sadece ayrıcalıklı kişilerin huzur aradığı kaplıcalar ve wellness merkezlerinin yerini, uyku ‘bireysel inziva’ olarak alıyor.
Uyumaya yardımcı kitaplar, vaat ettikleri besleyici dinlenmeye karşın genellikle internetten kolayca öğrenilebilecek, bilinen davranışsal ipuçlarının ötesine geçemiyor.
Gece duşu alıp sabah hafiften kokuyor olabilirsiniz!
