Esen, verilerle 6 Şubat depremlerinin ardından eğitimde açılan boşluğu özetledi:
“11 ilde 4 milyon öğrenci ve 220 bin eğitim emekçisini doğrudan etkiledi. Binlerce öğrenci, eğitime uygun olmayan konteynerlerde, geçici barınma alanlarında ders görmek zorunda kalıyor. Hatay’da 1.604 eğitim binasından 210’u yıkıldı, 180’i orta hasarlı durumda. Malatya ve Adıyaman’da birçok okulda ikili eğitim uygulanıyor; bazı okullarda birden fazla okulun öğrencileri bir arada eğitim almak zorunda bırakılıyor.”
Bölgede sınıf mevcutları 40 öğrenciyi aşarken, ulaşım sorunu nedeniyle kırsaldaki öğrenciler okula erişmekte zorlanıyor. Konteyner sınıflarda sağlıklı bir eğitimden bahsetmek mümkün değil. Temiz suya erişim, hijyen ve beslenme sorunları nedeniyle birçok çocuk okulda temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanamazsa, deprem bölgesindeki çocuklarımızın hayalleri de enkaz altında kalmaya devam edecek.
Esen, afetlerle mücadelede en önemli adımın toplumsal bilinci artırmak olduğunu vurgulayarak, müfredata Afet Bilinci ve Güvenliği dersinin kalıcı olarak eklenmesi gerektiğini belirtti:
“Maarif Yüzyılı içinde Afet ve Sürdürülebilir Çevre Ünitesi gibi sınırlı içeriklerle geçiştirilecek bir eğitim modeli, Türkiye gibi deprem, sel ve yangın riski yüksek bir ülke için yeterli değildir. Eğer bugün afet bilincine sahip çocuklar yetiştirirsek, yarın bilinçli mühendisler, duyarlı müteahhitler, sorumlu yöneticiler yetiştirmiş oluruz. Ancak bu şekilde, depremi bir kader olmaktan çıkarabiliriz.”
Esen, Türkiye Yüzyılı Seçim Beyannamesi’nde vaat edilen “afet riski yüksek alanlar haritası ve kentsel dönüşüm sürecinin hızlandırılması” gibi sözlerin tutulmadığını ve deprem bölgesinde yaşayan halkın siyasi tercihlerine göre ayrımcılığa uğradığını belirtti. “6 Şubat’ın ikinci yıl dönümünde, bu kez Ege kıyılarında bizi ve komşu ülkemizi tehdit eden deprem riskini ortaya koyarak, çocuklarımızı bilinçli yetiştirmek zorundayız. Bu, hükümetin boynunun borcudur” dedi.



