İmamoğlu, yaptığı konuşmada, iktidarın kendisini kalıcı görerek hareket etmesini eleştirerek, “Devlet baki, bu ülke baki; insan ise fanidir. Bunu unutmamak gerekir. ‘Saltanat Süleyman’a bile kalmadı’ diye bir söz vardır. Hiç kimse kendini vazgeçilmez görmemeli. Ancak devletimiz, bu vatan ve şanlı bayrağımız, insanlık var oldukça ayakta kalacaktır. Bizim mücadelemiz de tam olarak bunun içindir. Başka bir amacımız yok.” dedi.
Demokrasinin, fikir beyan etme ve eleştirme kavramlarını bünyesinde barındırdığını belirten İmamoğlu, “Demokrasiyi ne kadar güçlendirir, ne kadar güzelleştirirsek, toplumdaki huzuru ve mutluluğu da o kadar güçlü hale getiririz. O bakımdan işte bu bir araya gelişleri ne kadar nitelikli ve kaliteli, sürdürülebilir, amasız, fakatsız, benden, senden, ‘Ben onu sevmiyorum.’ Niye? ‘Beni eleştiriyor’ vesaire falan demeden… Fikir hürriyeti, konuşma özgürlüğünün kısıtlanmadığı bir ortamın varlığı, aslında hepimizi güçlendiren bir mekanizma. İşte o demokrasi” dedi.
STK’ların bu kapsamdaki önemine dikkat çeken İmamoğlu şunları söyledi:
“Son dönemde Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının çürütülmeye, içi boşaltılmaya, engellenmeye, hatta kapılarına kilit vurulmaya çalışılan bir dönemi yaşıyoruz. STK’ların güçlendirilmesi yerine, kapısına kilit vurmak. Ya da ‘Açık olsun ama bana bağlı olsun. Ben ne diyorsam onu yapsın!’ Halbuki STK’lar, dünyanın güçlü demokrasi ve yönetim sistemi olan ülkelerin en dinamik, en ana omurgası halindedir. Bakın siyasi partiler demiyorum, sivil toplum kuruluşları… Çünkü sivil toplum kuruluşları, uyarıcı mekanizmalardır, önerici mekanizmalardır. Yöneticiyi, seçilen, seçilmiş insanları kendine getirir. Onların o pür dikkat hali, sizi takip eden, denetleyen, öneride bulunan o vücut bulmuş hali, demokrasinin teminatı olduğu kadar hizmet kalitesinin, siyaset kalitesinin, hatta siyasi siyasetçi kalitesinin de teminatıdır. Bu anlamda STK’ların Silivri’nin, İstanbul’un ve Türkiye’nin inşasında çok önemli. İşte tam da bu misyonla Sivil Toplum Kuruluşlarıyla İlişkiler Müdürlüğü’nü kurduk ve geliştirdik. Yani bu ilk kez kuruldu ve geliştiriliyor.
Dünyanın birçok noktasında yerel yönetimlerin güçlendirilir. Türkiye’de ise uzun yıllardır tersi bir süreç yaşanıyor. İktidar olabildiğince yetkileri yerelden alalım, merkeze verelim anlayışında. Yani aslında insanı merkez alan, ‘ademi merkeziyet’ dediğimiz, insanı odak alan bir düzenden ve sistemden; tamamen her şeyi merkeze taşıyan, her şeyi Ankara’dan yapmaya… Olmaz böyle. O zaman niye yerel yönetim var? Tam aksine Silivri’yi güçlendireceksin, İstanbul’u güçlendireceksin. Ankara’dan da işler doğru yapılıyor mu; gece-gündüz denetleyeceğiz. Yapılmıyorsa hesabını soracaksın. Ama yetkiyi yerelde tutacaksın. Yereldeki yönetimin güçlü olması, yani vücuttaki kılcal damarların çalışıyor, ellerin, kolların, ayakların, gözün, insanın uzuvlarının her birinin sağlıklı olması anlamına gelir. Bitkisel hayat yaşa, kalple beyin çalışsın; hiçbir anlamı yok. Bu bağlamda biz, her uzvuyla, vücudun her hücresiyle güçlü bir Türkiye istiyoruz. Yereldeki demokrasinin işte güçlenmesi meselesi tam da böyle bir şey.
Sivil toplumun sesini kısan bir dönemden geçiyoruz. Bırakın kısmayı, konuşanın kafasına vurma, konuşana bir gün sorarız soruşturma açma çabası içinde olan bir dönem yaşıyoruz. İki; merkeze yetkileri topla, kimsenin yetkisi kalmasın, her şeye ben karar vereyim! Çuvallarsınız. Siz çuvallasanız umurumda değil. Bir kişi çuvallasa bana ne? Ama milleti perişan ediyorsunuz. Ama ekonomide ama tarımda ama yaşamda ama eğitimde ama liyakatte ama istihdamda ama meslek edinmede; her hususta. Bunu da sivil toplumlarla, işte yerelin güçlendiği yerde daha hızlı aşarız. Fakirimize daha hızlı koşarız. Hep birlikte hizmeti daha hızlı çözer hale getiririz. Derdimiz; İstanbul’da ortak aklı büyüterek, iş birliğini arttırarak çözüm üretme meselesi. Baskı altında olan sivil toplum kuruluşlarının, merkezine insanı koymayan, hep şeyi merkeze toplayan bir yönetim anlayışının tam tersine, biz, konuşan sivil toplum kuruluşlarını istiyoruz. Yereli güçlendiren bir mekanizma istiyoruz ve birlikte daha güzel bir yaşam inşa etmek istiyoruz.
Hepimizin geldiği yöreler vardır. Hepimizin farklı etnik kökenleri, hatta inançları da vardır. Olmalıdır da. Çünkü bu söylediğimiz şeyler, insanımızın kendi özeli, gurur duyacağı sahası. Bizim Kürt vatandaşımız da var, Boşnak vatandaşımız da var, Çerkez vatandaşımız da var. Ama biz, birlikte çok yüce bir milletiz. 86 milyon insanıyla, aynı bayrak altında gücünü bir araya getirmiş, çok güçlü bir milletiz. Bunu unutmayacağız. Bu gücümüzü birbirimizden alacağız. Ve bu gücümüzü, ulusal barışımıza ve uluslararası barışa dönük bir merkez olmaya namzet bir ortam olarak organize edeceğiz. O bayrağın altında güçlü olduğumuzu unutmayacağız. Ne bayrağımıza ihanet edeceğiz ne de bu vatanın tek bir metrekaresinin bölünmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu olduğu zaman, bizim bileğimizi kim bükebilir? Hiç kimse. Ama bir gün oraya, bir gün buraya, bugün aldan, yarın aldat… Böyle davranırsan her ortamda ve her koşulda kaybeden olursun. Bizim milletimiz de bu güzel coğrafyada kaybetmeyi hak etmiyor. Kolay kurulmadı. Çanakkale’de ne İstiklal mücadelesinde hayatını kaybeden büyüklerimizin, dedelerimizin, ninelerimizin o kanları, o şehit kanlar altında boğuluruz. Onun hakkını vermek zorundayız. Bunun da tek yolu var; bir ve beraber olmak.



