İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreçte, döviz kurunda gün içi çift haneye varan yükselişler, borsada devre kesicilerin devreye girmesi ve faizlerde sert artışlar yaşandı. Gürses’e göre, bu gelişmeler “siyasi saiklerle bir filin züccaciye dükkanına sokulması”na benzetildi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart günü gözaltına alınmasıyla başlayan piyasa sarsıntısı yayılarak etkili oldu. Kurda gün içi yüzde 10’a vuran bir zıplama, borsada sert düşüş nedeniyle işlemleri durduran ‘devre kesicilerin’ ardı ardına devreye girmesi, faizlerde sert yükseliş kendini gösterdi.
Gürses, son bir yıl içinde 70 milyar dolarlık döviz açığından 70 milyar dolarlık fazlaya geçilerek önemli bir rezerv birikimi sağlandığını ancak yaşanan krizin, bunun yarısını bir haftada silip süpürdüğünü belirtti:
Gözaltılar hafta sonunda tutuklamaya dönerken, belediye yönetimine kayyım atanması olasılığı da yabancı yatırımcıların izlediği bir konuydu. Hatta eğer kayyım atanırsa bir yeni sert dalganın gelebileceği aktarılıyordu.
“Sonuçta, politik krizin bir haftalık faturası çok ağır oldu. Net 30 milyar dolarlık rezerv artışının yarısı gitti. Daha henüz yerleşiklerin ‘oyuna girmediğini’ dikkate alırsak potansiyel ‘turpun büyüğü’ bıçak sırtı bir yerde duruyor..”
Muhtemeldir ki; bunun farkında olabilecek partili kişiler ‘karar vericiye’ haber verip ‘fren koymuşlar’.
Merkez Bankası kuru kontrol edebilmek için likiditeyi çekmeye ve bunu pahalı hale getirmeye çalıştı. Kur 38.00’de tutulurken, gecelik faizleri yüzde 46’ya çekti. Aylık vadede ise yüzde 48’e kadar çıkardı.
Gürses’e göre yaşanan gelişmeler, ekonomi yönetimine duyulan güveni ciddi şekilde sarstı. 2023 seçimlerinden sonra Mehmet Şimşek’e verilen rolün artık geçerliliğini yitirdiğini belirten Gürses, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2025 Mart’ında ‘Mehmet Şimşek efsanesini’ kendi elleriyle gömdü” dedi.
Tahvil faizleri ise yüzde 38’lerden yüzde 51’e zıplayıp, Cuma günü yüzde 49’dan açılıp yüzde 44’le kapandı.
Özellikle yabancı yatırımcıların, “farklı fikirleri olan bir Cumhurbaşkanı var ama, Bakan Şimşek irrasyonel yola sapılmasına supap olur” beklentisinin boşa çıktığını kaydetti.
Tamamıyla “ev yapımı” bir kriz, finansal piyasalara bomba gibi düştü. 2019’da başlayıp 2023 seçimlerine kadar geçen sürede yaratılan ‘kanamayı’ durdurma çabaları çöpe gitti. Adeta siyasi saiklerle bir fil züccaciye dükkanına sokuldu, ekonomi vazosunun da kırılması sonucunu getirdi.
Borsa Varlık Fonu alımlarıyla, kur Merkez Bankası müdahalesiyle tutulmaya çalışılıyor. Faizde de bazı tahviller Merkez Bankası alımlarıyla toparlanmaya çalışılıyor. Bıçak sırtı durum devam ediyor.
Merkez Bankası ve ekonomi yönetiminin teknik açıdan da hatalar yaptığını belirten Gürses, kısa vadeli likiditenin serbest bırakılmasının krizi büyüttüğünü savundu. “Faizler düşerken vadeli depo-likidite senedi ile çekmediğiniz likiditeyi faizler yükselirken kolay çekemezsiniz. Vazo çatladıktan sonra girişilen çaba da istenen etkiyi yaratmaz” ifadelerini kullandı.
Asıl şu hikaye ortaya çıktı ki; son birbuçuk yılda tüm bu ‘ekonomide rasyonele dönüş’ hikayesinin özünde yapılan, amaçlanan hedef yeni irrasyonel siyasi hamleler için finansal yığınak oluşturmakmış.
Ayrıca döviz müdahalelerinin kamu bankaları aracılığıyla yapılmasının da sistemsel aksamalara yol açtığını, büyük bankalara sonradan döviz satış talimatı verilmesinin piyasada paniğe neden olduğunu belirtti.
28 Mart kapanış itibariyle, yaratılan finansal sarsıntının tek nedeni yargı eliyle siyasi olarak yapılan ‘ameliyat’.
Tam bir yıl önce, 29 Mart 2024 yerel seçimlerinin sonuçlanmasıyla; 2019’da başlayıp 2023’e kadar süren, 2024 Mart seçimlerine kadar askıda kalan finansal kanamanın ‘pansumanı’ yapılmaya başlanmıştı.
Gürses, küçük yatırımcıların yoğunlukla tercih ettiği para piyasası fonlarında (PPF) son günlerde yaşanan zararları da “tarihte görülmemiş” olarak tanımladı:
Ölçüyü Merkez Bankası’nın açık döviz pozisyonu üzerinden alırsak; 70 milyar dolarlık bir açıktan, tam bir yıl sonra 70 milyar dolarlık fazlaya getirilirken, brüt döviz rezervleri de 122 milyar dolardan 172 milyar dolara gelmişti. Yani 50 milyar dolar. Bunun 20 milyar dolarının altın fiyatlarının uluslararası piyasalarda yüzde 50’ye yakın artmasından kaynaklandığı dikkate alınırsa net 30 milyar dolarlık rezerv artışı yaratılmıştı.
“1987’den 2025’e 38 yıl var. Bu 38 yılda olmayan şey oldu; bugün Para Piyasası Fonlarının (PPF) negatif getiriye düştüğü günlere tanık oluyoruz. 28 Mart günü TEFAS’ta işleme açık 74 fonun 37’si negatif getiri sağladı; yani önceki güne göre fonun değeri düştü. 74 fonun 8’i katılım fonu olduğu için bunlarda düşüş olmadı.”
18-27 Mart arasında ne oldu?




Yorumlar kapalı.