Prof. Dr. Osman Bektaş, açıklamasında Türkiye’nin en önemli deprem kaynaklarının kesişen Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF) ve Doğu Anadolu Fay Hattı (DAF) olduğunu belirtti. Bu devasa fay hatlarının, Arap-Afrika ve Avrasya Levhalarının birbirini sıkıştırması sonucu oluştuğunu ifade eden Bektaş, bu sıkışmanın sadece ana levha sınırı faylarını değil, aynı zamanda levha içi fayları ve bu fayların oluşturduğu daha küçük levha içi bloklarını da meydana getirdiğini vurguladı.
Prof. Dr. Bektaş’ın paylaştığı ve Türkiye’nin sismik aktivitesine farklı bir bakış açısı getiren harita ve analizine göre, son 57 yıl içerisinde meydana gelen M6-M7 büyüklüğündeki yıkıcı depremler, bu levha sınırı ve levha içi fayların oluşturduğu blokların çevresinde belirgin bir şekilde “kümelenmiş” durumda.
Bektaş, bu deprem kümelerini şu bölgelerde yoğunlaştığını belirtti:
Peki, bu depremler neden özellikle bu bölgelerde kümeleniyor? Prof. Dr. Bektaş, bu durumun büyük olasılıkla “fayların karşılıklı stres transferiyle” oluştuğunu ifade etti. Bu bilimsel terim, bir fay hattında meydana gelen bir depremin, komşu fay segmentleri üzerindeki stresi (gerilimi) artırarak veya azaltarak o bölgelerdeki deprem olasılığını değiştirebileceği anlamına geliyor. Yani, bir bölgede yaşanan büyük bir deprem, enerjisini boşaltırken, yakınındaki başka bir fay hattına “stres yükleyerek” orada yeni bir depremi tetikleyebiliyor veya depremin zamanını öne çekebiliyor. İşte bu karşılıklı etkileşim, depremlerin belirli bölgelerde “küme” halinde görülmesine yol açıyor.




Yorumlar kapalı.