1. Haberler
  2. Ankara
  3. Gündem
  4. Araştırmacılar Milli Dayanışma Kardeşlik Komisyonu’nda sunum yaptı: ‘Kürtler sürece onay veriyor ama güvenmiyor’

Araştırmacılar Milli Dayanışma Kardeşlik Komisyonu’nda sunum yaptı: ‘Kürtler sürece onay veriyor ama güvenmiyor’

Demirtaş ve arkadaşlarının bu süreçte dışarıda olmasının sadece sembolik bir anlamı olmayacak, sürece dışarıda sunacakları nitelikli katkı açısından da bu adım önemli. Bu süreci Kürtler ve Türkler nezdinde toplumsallaştırabilecek en önemli aktörlerden biri Demirtaş’ken onun hala içerde tutulması bir handikaptır. Demirtaş, sürecin en başından itibaren Öcalan’ın çağrısına verdiği amasız destekle özellikle endişeli Kürtlerin ve muhalif kesimlerin sürece bakışının değişiminde etkili olan Demirtaş serbest bırakılması durumunda sürece olan güveni muhtemel şekilde artıracaktır. Ayrıca bu iki aktörün sürekli ayrıştırılarak konuşulması gerçekçi değildir. Birbirini tamamlayan özellikleri sürecin toplumsallaşmasına katkı sağlayacaktır.

featured

Öte yandan muhalif Türk kamuoyu ise bu sürecin bir seçim yatırımı olduğunu düşünüyor ve bir demokratikleşme sağlayacağına inanmıyor. Ama ilginç biçimde bu güvensizlik yaygın bir süreç karşıtlığına da dönüşmüyor. Aslında bu sessiz onay sürece açılmış bir kredi olarak okunabilir.

Araştırmalara göre Kürtlerin 3’te 2’isinin süreçten beklediği ilk adım Demirtaş’ın serbest bırakılması.

Kürtler ve Türkler arasında bu 50 yılda birlikte yaşama pratiği azalmadı daha da arttı. Çatışmalı süreç Türklerle Kürtleri birbirinden fiziksel olarak ayırmadı. Aksine Kürtler Batı’ya Türklerin yoğun olarak yaşadığı kentlere göç ettiler. Bu, dünyadaki benzer süreçlerde olmayan bir avantajdır. Duvarlarla bölünmüş Belfast’ı görenler ne dediğimi anlayacaktır.

Kürt meselesi artık Türkiye’yi bölme riski ile değil, Türkiye’yi büyütme fırsatıyla konuşulmalıdır. Bölgedeki Kürtlerin gözü kültürel ve sosyal olarak Türkiye’ye dönüktür. Eğer Türkiye isterse komşu Kürtlerin yüzü siyasal olarak da Türkiye’ye dönük olabilir. Bir imparatorluk bakiyesi ülkeye önünde böyle büyük fırsatlar varken bölünme travması yakışmamaktadır.”

Eylül 2024’te nasıl bir oy oranına sahiplerse bugün de üç aşağı beş yukarı aynı oy oranına sahipler. Dolayısıyla henüz bu süreç seçmen oy verme tercihinde anlamlı bir dinamiğe dönüşmüş değil.”

Dolayısıyla kim çözüyor, hangi enstrümanlarla çözüyor? Ne tür gecikmelerle bu iş nereye varıyor meselesine bugüne kadar çok daha çok fazla takılmış gözükmüyor toplum. Bunu söylerken şunu da söylemem lazım. Bu yüksek destek oranına karşı sabahki oturumda da konuşulduğu üzere güven oranında ciddi bir azalma var. Sürecin gidişatına sürecin yönetilme tarzına bir güvensizlik var. Bunu abartmak gerekir mi? Bilmiyorum çünkü bunun da birçok farklı dinamiği var. Bunun, önceki süreçlerin akamete uğramasının ürettiği hafızayla ilişkisi var. Toplumun PKK’ya yönelik ön yargıları ile ilgili ‘nasıl olsa bu sefer de bırakmazlar’ duygusu var.”

Bu güven eksikliğinin de benim kanaatim en önemli panzehiri somut gelişmeler olacak. Somut gelişmeler olduğunda olgusal olarak toplum bu meselenin bir yere gittiğini, başarıya gittiğini fark ettiğinde güven duygusu inşa edilecek. Dolayısıyla ben bugüne kadar toplum dinamiğinin toplumsal hassasiyet bahsinde ayağımızı tökezletecek bir dinamiğe dönüşmediği kanaatindeyim.”

Önümüzdeki dönemde de ben bu mesele ile ilgili temel dinamiğin Suriye’de yaşanan gelişmeleri Türkiye’deki çözüm sürecinin bir ön şartı olarak kodlayıp kodlamamamızla ilişkili olacağını düşünüyorum. Türkiye tezlerinde ısrarcı olabilir, diplomatik baskı kurabilir, kurmaya devam edebilir. Ama Suriye’deki gelişmeleri Türkiye’deki çözüm sürecinin bir ön şartı haline getirmemesinin daha pragmatik ve gerçekçi olacağını düşünüyorum. Bunun da temel gerekçesi Türkiye’deki takvim ile Suriye’deki takvimin birbirinden farklı olması, Türkiye’nin buradaki süreci yönetirken tek aktör olmasına rağmen Suriye’deki sorunu çözme konusunda tek aktör olmaması.”

Demirtaş ve arkadaşlarının bu süreçte dışarıda olmasının sadece sembolik bir anlamı olmayacak, sürece dışarıda sunacakları nitelikli katkı açısından da bu adım önemli. Bu süreci Kürtler ve Türkler nezdinde toplumsallaştırabilecek en önemli aktörlerden biri Demirtaş’ken onun hala içerde tutulması bir handikaptır. Demirtaş, sürecin en başından itibaren Öcalan’ın çağrısına verdiği amasız destekle özellikle endişeli Kürtlerin ve muhalif kesimlerin sürece bakışının değişiminde etkili olan Demirtaş serbest bırakılması durumunda sürece olan güveni muhtemel şekilde artıracaktır. Ayrıca bu iki aktörün sürekli ayrıştırılarak konuşulması gerçekçi değildir. Birbirini tamamlayan özellikleri sürecin toplumsallaşmasına katkı sağlayacaktır.

Esasında uluslararası hukuktan, hatta anayasadan ve yasalardan çok daha kıymetli çok daha yapıcı, kalıcı ve bağlayıcı olması gereken ‘kardeşlik hukuku’ siyaseten ve hukuken yıprandığı, örselendiği, yok sayıldığı için bu sorunlar yaşandı.

Rawest Araştırma Direktörü Roj Esir Girasun, komisyona aktardığı bulgularda toplumda sürece desteğin %70’lere yaklaştığını, ancak “sürecin başarıyla yürütüldüğüne inananlar” ile “başarıyla sonuçlanacağına inananların” %40–45 bandında kaldığını belirtti. Girasun, “Kürtler başta olmak üzere toplum geneli sürece sessiz ama güçlü bir onay veriyor; buna karşılık çok taraflı bir güvensizlik var” dedi.

Sürecin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’nin tekrarladığı ‘iç cepheyi güçlendirmek’ söylemi içinden geçtiğimiz bölgesel altüst oluş düşünüldüğünde zannediliğinden daha fazla insana ulaşmış pozitif bir vaat ve gerekçedir.”

Girasun’a göre Kürt kamuoyunda güveni artıracak ilk somut adımlar Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması ve kayyum uygulamalarının sona ermesi. “Süreç başlar başlamaz CHP’ye yönelik başlatılan kent uzlaşısı operasyonlarının, ‘iç cepheyi güçlendirme’ söyleminin inandırıcılığını zayıflattığını” da vurguladı.

Ankara Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Hatem Ete, gelinen yerin “daha şeffaf ve zor” bir evre olduğunu söyleyerek, sürecin toplumda destek gördüğünü fakat henüz oy verme davranışında anlamlı bir değişken olmadığını aktardı.

Ete, %55–60 aralığında seyreden genel destek ve “Türkiye için iyi olur” diyenlerin %70’lere vardığını belirtip, “güven eksikliğinin en etkili panzehirinin somut gelişmeler” olacağını ifade etti. Suriye dosyasını Türkiye’deki sürecin ön şartına çevirmemenin daha gerçekçi olacağını da ekledi.

Rawest Araştırma Direktörü Girasun, Rawest’in 2018 yılında Diyarbakır’da kurulan bir araştırma merkezi olduğunu belirterek, “Biz Rawest olarak Kürtlerin sadece siyasi eğilimlerini ölçmüyoruz sosyal, kültürel, ekonomik, dini eğilimlerini de araştırmalarımızla ölçüyoruz. Yıllardır bütün bu araştırmalarda sorunun çözümüne olan ihtiyacı ölçümledik. Bugün bunun hayata geçmesinden memnuniyet duyuyorum” dedi.

Yaptıkları araştırmalarla ilgili bilgi aktaran Girasun, “Araştırmalarımızda gördüğümüz en net sonuç şuydu: Kürtlerin sosyolojik değişimi kaçınılmaz olarak bir çözümü dayatıyor. Yani bugün içinde olduğumuz sürece sadece devlet ve örgüt arasındaki müzakereler olarak bakmamak gerekir. Geldiğimiz bu tarihi aşama, Kürtlerin sosyolojik değişiminin, bölgesel gelişmelerle birlikte doğal sonucudur. Esas olarak çözümü bu sosyal değişim dayatıyor” dedi.

Yaşanan sosyolojik değişimi anlatan Girasun, şunları söyledi:

Araştırmacılar Milli Dayanışma Kardeşlik Komisyonu’nda sunum yaptı: ‘Kürtler sürece onay veriyor ama güvenmiyor’

You Can Subscribe To Our Newsletter Completely Free

Don't miss the opportunity to be informed about new news and start your free e-mail subscription now.