Türkiye, dünya çapında kişi başına en çok çay tüketen ülke unvanını gururla taşıyor. Türk çayı, sadece bir içecek değil, aynı zamanda günlük hayatın ve sosyalleşmenin temel taşıdır. Karadeniz’in verimli topraklarında üretilen ve ince belli cam bardakta sunulan bu koyu dem, sabah kahvaltısından iş molalarına, aile toplantılarından en samimi sohbete kadar günün her anına eşlik eder. Türk kültüründe “Çay hazır” demek, “hayat hazır” veya “dostluk hazır” demektir. Çay ikram etmek, en önemli misafirperverlik ve nezaket göstergesidir.
Japonya’da çay içmek, estetik, saygı ve sükûnetin sanata dönüştüğü bir ritüeldir: Çay Seremonisi (Chanoyu veya Sadō). Geleneksel olarak yeşil çayın özel bir türü olan Matcha’nın kullanıldığı bu tören, Zen felsefesi üzerine kuruludur. Seremoninin amacı, çay içmekten çok, ev sahibi ve misafirin ‘İchi-go Ichi-e’ (bir karşılaşma, bir an) felsefesiyle, o anın bir daha geri gelmeyeceğini bilerek uyum, saygı, saflık ve huzur içinde bir araya gelmesidir. Her hareketin bir kurala bağlı olduğu seremoni, ruhu dış dünyadan arındıran bir meditasyon biçimi olarak görülür.
Rus çay kültürü, Samovar adı verilen geleneksel su ısıtıcısı etrafında şekillenir. Rusya’da çay içmek, bir aceleye yer olmayan, saatler süren sosyal bir ritüeldir (Chaepitie). Samovar, ailenin ve misafirlerin toplandığı masanın merkezinde yer alır. Ruslar, demlikte hazırlanan yoğun çay konsantresi (Zavarka) ile samovardan alınan sıcak suyu karıştırarak çaylarını kendileri ayarlar. Çay genellikle limon ile tüketilirken, yanında reçel (Varenye) veya çeşitli hamur işleri sunulur. Hatta kırsal kesimde hala şekeri dişlerinin arasında tutarak çayı yudumlama geleneği yaygındır.



