Terörsüz Türkiye hedefinin önemine de dikkat çeken Bahçeli, “Terörsüz Türkiye, Türk milletinin ve Türk devletinin tavizsiz kararıdır” ifadelerini kullandı. Bu sürecin en ciddi muhataplarından birinin İmralı olduğunu belirten Bahçeli, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun İmralı’ya gitme kararına MHP’nin destek verdiğini, CHP’nin ise gitmekten sarfınazar ettiğini açıkladı. Barış, huzur ve kardeşliğin sağlanmasının öncelikli hedef olduğunu söyleyen Bahçeli, “Türkiye’nin terörden arınması ve arındırılması konusunda “Beni alakadar etmez” diyenlerin alayı birden suikastçıdır. Neymiş, bizi yargılayacaklarmış. Neymiş, bizden hesap soracaklarmış. Neymiş, anayasa ve kanunlara göre suç işliyormuşuz. Bakınız, şu yaşımda mertçe ve dürüstçe haykırıyorum: Yeter ki Türkiye ve Türk milleti barış, huzur ve sükunet bulsun. Yeter ki terör hayatımızdan kalıcı olarak sökülüp atılsın. Bizim sonumuz da varsın dar ağacı olsun” ifadelerini kullandı.
İşte Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan satır başları:
“Çok şükür, merhum Türkeş Bey’in iki emaneti, yani Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları emin ve iyi ellerdedir; kaldı ki layıkıyla temsil edilmektedir. Dünden bugüne parlayan üç ilâhî ışığı, inançla ifade ediyorum ki, geleceğe ümit saçmakta ve milletimize güven vermektedir.
Tarih boyunca Türk milletini yaşatmak uğruna hayatlarını feda eden kahraman ecdadımızı, aziz şehitlerimizi rahmet ve şükran duygularımla yâd ediyorum. Bir ülkü etrafında toplanmak için bizlere liderlik etmiş, yol göstermiş, ömrünü Türklük ve Türkiye ülküsüne adamış Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e ve ebediyete intikal etmiş bütün dava arkadaşlarıma Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.
Muhterem arkadaşlarım. Hangi cihet ve niyetten bakarsanız bakınız, Türkiye’mizin ve aziz milletimizin tarihi bir eşikte olduğunu hemen fark etmeniz mümkündür ve müessirdir. Hayat ve hadiselerin iç yüzüne nüfuz ettiğiniz takdirde görürsünüz ki hiçbir başarı, hiçbir gelişme, hiçbir fetih veya fecir vuslatı külfetsiz ve zahmetsiz nasip olmamıştır.
İnanç ve itikad aydınlığımız, kahırdan nice lütufların doğacağını; bu kutlu doğuşla birlikte hüzünle bezenmiş güz mevsiminin, huzurla bereketlenmiş gül bahçesiyle yer değiştireceğini müjdelemektedir.
İçi akrep dolu altın kabının etrafında el ovuşturup pay kapmanın telaşına düşen; iç âlemi tanımadan dışıyla alâkadar olan; öze ve içeriğe değil de görünen ve gösterilenle ilgilenen yağmacı aymazların bu müjdeye uzak ve yabancı kalacağı çok açıktır.
Meşhur bir atasözümüzde tarif ve tazim edildiği üzere: “Yerden havaya toz kalkar; havadan yere rahmet iner. Her kap kendisinden sızar.” Aynı mana derinliğine haiz ve malik olan Hazreti Mevlâna’nın şu sözü de kulaklarımızda çınlamalıdır: “Testinin içinde ne varsa dışarıya o sızar.” 20. yüzyılın parlak düşünce insanlarından birisi aynen şöyle demiştir: “Hareket hâlindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur.”



