Yaklaşık 3,7 santimetre uzunluğundaki kil figürün 400 derece civarında pişirildiği, üzerinde kırmızı boya izlerinin bulunduğu ve bir kadın sanatçı tarafından yapılmış olabileceği değerlendiriliyor. Heykelde ışık–gölge kullanımıyla derinlik verilmiş olması, bu tür tekniklerin düşündüğümüzden çok daha erken dönemde ortaya çıktığını gösteriyor.
Independent Türkçe’de yer alan habere göre araştırmacılar, eserin Natuf kültürüne ait bir alanda bulunduğunu belirtiyor. Yerleşik yaşama ilk geçen avcı-toplayıcılardan olan Natuf halkı, yaklaşık 11.500–15.000 yıl önce Levant’ta yaşamıştı. Heykelcikteki sahnenin, kadının avını taşımasından ziyade, hayvan ruhlarıyla insanlar arasındaki mitolojik bir teması işaret ettiği düşünülüyor. Kadın ile kazın betimlendiği bu kompozisyonun, animist toplumlarda yaygın olan sembolik birleşme anlatılarına göndermede bulunduğu ifade ediliyor.
Bölgede aynı zamanda kaz kemiklerine rastlanması, bu hayvanın hem ritüel hem de günlük yaşamda önemli olduğunu düşündürüyor. Heykelcik ise insan dişleri ve çocuk kalıntıları gibi ritüel nesnelerle birlikte bulundu.
Araştırmacılara göre bu buluntu, Natuf toplumunun tarımdan önce bile karmaşık semboller ve hikâyeler ürettiğini; insan ile doğa arasındaki bağa dair gelişmiş bir düşünce dünyasına sahip olduğunu gösteriyor.



