Louis Pasteur, şarap bozulmalarının nedenini anlamak için numuneleri mikroskop altında titizlikle inceledi. Araştırmaları sonucunda, şarabın ekşimesine yol açanın kimyasal bir süreç değil, şarap içerisinde çoğalan belirli mikroorganizmalar olduğunu ortaya çıkardı. Bu keşif, mikropların gıda bozulmasındaki rolünü kanıtlayan ilk önemli adımlardan biriydi.
Pasteur, bu zararlı mikroorganizmaları ortadan kaldırmak için şarabın tadını veya kalitesini bozmayacak bir yöntem denedi. Şarabı dikkatlice, 50 ila 60°C aralığındaki nispeten düşük bir sıcaklığa kadar ısıttıktan sonra hızla şişeledi ve sonuç şaşırtıcı oldu. Isıtılan şarap, bozulmadan çok daha uzun süre dayanıklı kaldı. Bu işlem, mikropları etkili bir şekilde yok ederken, ürünün temel özelliklerini de koruyordu.
Başlangıçta sadece şarap endüstrisinin ekonomik kurtuluşu için kullanılan bu ısıtma yönteminin zamanla potansiyelinin çok daha büyük olduğu anlaşıldı. Bilim dünyası bu tekniği hızla benimserken ona, mucidinin adından esinlenerek “pastörizasyon” adını verdi. Özellikle sütün pastörize edilmesi, tifo, verem ve brusella gibi mikroplarla yayılan ve o dönemde yaygın olan pek çok hastalığın önüne geçilmesinde devrim yarattı. Basit bir ısıtma işlemi, gıda kaynaklı hastalıkların yayılmasını engelleyen ve modern halk sağlığının olmazsa olmazı haline gelen küresel bir standarda dönüştü.



