Avrupa Çevre Ajansı (EEA) veritabanındaki 1 milyonun üzerinde kullanım verisini inceleyen araştırmacılar, 2021-2023 yılları arasında trafiğe çıkan 981 binden fazla benzinli ve dizel PHEV aracın yol bilgisayarı verilerini mercek altına aldı.
Sonuçlar, bayilerde bize sunulan o cazip rakamların gerçek hayatla uzaktan yakından alakası olmadığını gösteriyor. Resmi testlere (WLTP) göre 100 kilometrede ortalama 1.4 ila 1.7 litre gibi ütopik seviyelerde yakıt harcaması beklenen bu araçlar, gerçek kullanımda 5.9 ile 6.2 litre arasında benzin veya mazot tüketiyor.
Araştırma, markalar arasındaki uçurumu da gözler önüne serdi. Türkiye’de de çok satan Toyota, Hyundai ve Kia gibi Uzak Doğu markalarının şarj edilebilir hibritleri nispeten daha makul tüketim değerleri sunarken, iş “premium” sınıfa gelince tablo değişiyor.
Özellikle Mercedes-Benz, BMW ve Volvo gibi lüks markaların devasa PHEV modelleri, şarj edilmediklerinde 100 kilometrede 8 ile 10 litre arasında yakıt tüketiyor. Yani tasarruf etmek için alınan o teknolojik araçlar, batarya boşken adeta birer yakıt canavarına dönüşüyor.
Uzmanlara göre, kağıt üzerindeki verilerle İstanbul trafiği veya uzun yoldaki gerçek tüketim arasındaki bu devasa farkın üç temel sebebi var:
“Fişe Takma” Üşengeçliği: Türkiye’de de sıkça gördüğümüz bir durum; kullanıcılar araçlarını prize takmaya üşeniyor veya şarj altyapısı bulamıyor. Batarya dışarıdan şarj edilmeyip, sürüş sırasında benzinli motor gücüyle doldurulmaya çalışıldığında yakıt tüketimi tavan yapıyor.
Şirket Araçları Etkisi: Araştırmaya göre, şirket üzerine kayıtlı PHEV’lerde tüketim çok daha yüksek (100 km’de ortalama 8 litre civarı). Çünkü yakıt masrafını şirket karşıladığı için, çalışanlar aracı şarj etme zahmetine hiç girmiyor. Sadece bireysel kullanıcılar aracı gerçekten “hibrit” mantığına uygun kullanmaya çalışıyor.



Yorumlar kapalı.