Silivri’deki yüksek güvenlikli cezaevindeki günlük yaşantısı sorulan İmamoğlu, günlerinin oldukça planlı geçtiğini belirtti. Ramazan ayı nedeniyle iftar ve sahur saatlerine göre bir düzen oluşturduğunu ifade eden İmamoğlu, zamanını ağırlıklı olarak yazarak, iç ve dış politikayı yakından takip ederek, avukatları ve kendisini ziyaret eden siyasilerle görüşerek geçirdiğini anlattı. Uzun süredir ihmal ettiği roman okumaya da geri döndüğünü söyleyen İmamoğlu, cezaevi koşullarına dair şu detayları paylaştı:
“Gardiyanlar son derece kibar, medeni bir iletişimimiz var. Diğer mahkumlarla iletişimim sadece ziyaretçi kabinlerinin camından bir bakışmadan ibaret. Haftada bir kez ailemin beni bir saat ziyaret etmesine ve 10 dakika telefonla görüşmeme izin veriliyor. Ayrıca haftada bir kez, küçük bir avluda tek başıma bir saat yürüyüş yapmama müsaade ediliyor.”
Hakkında 2000 yılı aşkın hapis cezası istenen İmamoğlu, tutuklanmasını “hukuki bir işlem değil, açık bir siyasi karar” olarak nitelendirdi. Muhalif bir siyasetçi olarak daha önce eleştirdiği yargı sistemini şimdi bizzat yaşayarak gördüğünü belirten İmamoğlu, “Hakimlerin dosyaları okumadan nasıl karar verdiklerini, yargılamaların delillere değil varsayımlara dayandığını, yargının siyasetin gölgesinde nasıl karar aldığını şimdi kendi üzerimde tecrübe ediyorum” dedi. İmamoğlu ayrıca, kendisine yapılanların yarın başka bir vatandaşın da başına gelebileceğini, bu durumun tüm ülkenin sorunu olduğunu vurguladı.
İmamoğlu, Türkiye’nin en büyük sorununun demokrasi ve hukukun üstünlüğünün zedelenmesi olduğunu savunarak erken seçim çağrısında bulundu. Ekonomik krizin temelinde hukukun ayaklar altına alınması ve ülkenin keyfi bir şekilde yönetilmesinin yattığını ifade eden İmamoğlu, “Halkımız, bu iktidarın otoriter tutumuyla yarattığı huzursuzluğu ve umutsuzluğu daha fazla taşıyamaz. Çıkış yolu arıyorlar ve bu yolu bizde buluyorlar. Bu yüzden seçimlerin erkene alınmasını talep ediyoruz” şeklinde konuştu.
İktidarın yeni anayasa çalışmalarına da değinen İmamoğlu, Türkiye’nin sivil ve demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu ancak bunun tek bir kişinin siyasi kariyer planlaması üzerinden değil, 86 milyonun ortak geleceği için yapılması gerektiğini belirtti.
Der Spiegel’in, uluslararası toplumun ve yabancı hükümetlerin tutuklama kararına yönelik cılız tepkileri hakkındaki sorusuna ise İmamoğlu oldukça net bir yanıt verdi. Batı Avrupa’nın özellikle göçmen meselesi nedeniyle Türkiye ile ilişkilerinde pragmatik bir yol izlediğini belirten İmamoğlu, Avrupa’yı eleştirdi:
“Şu sıralar pek çok maske düşüyor. Bir zamanlar demokrasiyi savunuyor gibi görünen hükümetler, çıkarları örtüştüğünde otoriter rejimlerle işbirliği yapmaya dünden razılar. Açıkçası (Batı’dan) büyük bir beklentimiz yoktu; zira Batı Avrupa, özellikle göç meselesinde Türk hükümetinin vereceği tavizlere bel bağlıyor. Avrupalı hükümetler Türkiye’de demokrasinin çöküşüne çok dar ve pragmatik bir mercekten bakıyorlar… Ancak biz kimseden yardım beklemiyoruz. Milletimiz, kendi özgürlüğünü koruyacak haysiyete ve güce sahiptir.”




Yorumlar kapalı.