1900’lü yılların başında tıp dünyası, prematüre bebekleri yaşatmak için gerekli kaynakları israf olarak değerlendiriyordu. “Zayıfların ayıklanması” görüşünün hakim olduğu o dönemde, Dr. Martin Couney bu sisteme karşı bayrak açtı. Doktorların “kılını bile kıpırdatmadığı” bu minik bedenleri toplayarak, onları kendi geliştirdiği kuluçka makinelerine yerleştirdi.
Dr. Couney, kuluçka makinelerini lunaparka kurduğunda tabelasına “Bebek Kuluçkaları – Canlı Bebekler” yazdı. İnsanlar, pamuklu şekerlerini yiyip eğlenirken bir yandan da cam fanusların içindeki bu mucizevi yaşam mücadelesini izlemeye geliyordu. Dışarıdan bakıldığında etik olmayan bir “ucube şovu” gibi görünen bu durum, aslında Couney’nin bebekleri yaşatmak için bulduğu tek finansman yoluydu.
Dr. Couney hakkında yapılan “şarlatan” suçlamalarının ardında kimsenin görmediği bir fedakarlık yatıyordu. Ziyaretçilerden toplanan her bir kuruş, bebeklerin bakımı için gereken pahalı teknolojiye, sterilizasyon malzemelerine ve profesyonel hemşirelerin maaşlarına gidiyordu. Ailelerden tek kuruş talep etmeyen bu “kahraman deli”, tam 6.500 bebeği o sirk çadırından sağlıklı bir şekilde mezun ederek ailelerine teslim etti.
Bugün her modern hastanede bulunan Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinin (NICU) temeli, o dönem tıp çevrelerinin alay ettiği o gürültülü sirk çadırında atıldı. Dr. Couney, sadece bebekleri kurtarmakla kalmadı; aynı zamanda prematüre bakımının bilimsel bir gereklilik olduğunu tüm dünyaya kanıtladı. 1940’lara gelindiğinde, hastaneler nihayet Couney’nin yöntemini kabul ederek kuvözleri kendi bünyelerine dahil etmeye başladı.




Yorumlar kapalı.