Hafta sonuna olan uzaklığı ve biriken iş yüküyle korkutucu bir imaj çizen pazartesi, dürüst bir mücadele alanı sunarken; pazar günü çok daha karmaşık bir psikolojik eşiği temsil ediyor.
Pazar, sahte bir nezaketle yaklaşarak yarattığı zamansal sıkışmışlığı gizlemeye çalışıyor ve pazar akşamları havada asılı kalan o tedirgin edici atalet, insanları sıkılmaktan dahi alıkoyuyor.
Çalışanların kaygı indeksi tavan yaptı: Tükeniyoruz ama duyan yok
Ayçe Cansu Yaşar’ın Vesaire’deki yazısına göre, pazar günlerinin bunaltıcı doğası, pek çok kişinin çocukluk anılarında kışın yapılan soğuk banyolar ve ıslak saçlarla yetiştirilmeye çalışılan ödevlerle yer buluyor.
Soba başında yapılan ütüler, kesilen tırnaklar ve taranan saçlar, aslında ertesi güne hazırlanmanın yarattığı telaşlı bir melankoliyi simgeliyor.
Bu hazırlık süreci, toplumsal hafızada haftalık bir itaat provası olarak yer ediniyor.
Pazar imgesi sınıfsal konumlara göre farklılık gösterse de genel olarak bir tekinsizlik haliyle özdeşleşiyor.
Yetişkinlik hayatına adım atan bireyler için pazarın anlamı; uzun mesai saatleri, performans anksiyetesi ve geçim derdiyle şekilleniyor.
Pazar akşamı saat 17.00 itibarıyla kapitalizm, ödemesini yapmadığı dinlenme saatlerini bedelsiz şekilde satın almaya başlıyor.
Richard Linklater’ın ‘Waking Life’ filminde vurgulandığı gibi:




Yorumlar kapalı.