Zeytinin rengi, aslında meyvenin olgunluk derecesini temsil ediyor. Yeşil zeytinler, meyve henüz tam olgunluğa erişmeden, yani “gençken” dalından koparılıyor. Siyah zeytinler ise dalında tamamen kararıp olgunlaşana kadar bekletiliyor. Bu süre zarfında zeytinin içeriğindeki su miktarı azalırken, yağ ve enerji yoğunluğu artış gösteriyor. Yani siyah zeytin daha fazla kalori içerirken, yeşil zeytin daha “hafif” bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Erken hasat edilen yeşil zeytin, doğanın sunduğu en güçlü koruyuculardan biri olan fenolik bileşikler açısından oldukça zengindir. Özellikle oleuropein ve hidroksitirozol maddeleri, vücuttaki hücre hasarını engelleyerek yaşlanma karşıtı bir kalkan oluşturuyor. Bilimsel veriler, yeşil zeytinin vücuttaki iltihabı azaltmada ve bağışıklık sistemini güçlendirmede siyah zeytine oranla bir adım önde olduğunu gösteriyor.
Olgunlaşma sürecini tamamlayan siyah zeytinlerde yağ oranı en üst seviyeye ulaşıyor. Ancak bu yağlar, vücudun ihtiyaç duyduğu sağlıklı “tekli doymamış yağ asitleri”nden oluşuyor. İçeriğindeki yoğun oleik asit sayesinde siyah zeytin, kötü kolesterol (LDL) seviyelerini dengeliyor ve damar sertliği riskini minimize ediyor. Kalp ve damar sağlığını korumak isteyenler için siyah zeytin, adeta doğal bir ilaç görevi görüyor.
Her iki tür de E vitamini, demir ve lif açısından oldukça zengin olsa da, zeytinin şifasını gölgeleyen bir detay var: Yüksek tuz oranı. İşleme sürecinde kullanılan yoğun salamura, özellikle tansiyon hastaları için risk oluşturabiliyor. Uzmanlar, zeytinden maksimum fayda sağlamak için tüketmeden önce mutlaka suda bekletilmesini veya “az tuzlu” olarak bilinen sele yöntemlerinin tercih edilmesini öneriyor.




Yorumlar kapalı.