Van Gölü’nün sodalı suları, altındaki kalıntıları asırlardır adeta bir mühür gibi korumuş. Dalgıçların Bitlis’in Adilcevaz ilçesi açıklarında bulduğu kale kalıntıları, düzgün kesilmiş devasa taş bloklardan oluşuyor. Duvar yükseklikleri yer yer 3-4 metreyi bulan bu kale, Demir Çağı’nın en güçlü devletlerinden biri olan Urartu Krallığı’nın mimari dehasını yansıtıyor. Gölün alkali yapısı sayesinde taşların üzerindeki işçiliklerin ve duvarların ilk günkü sağlamlığını koruması, arkeoloji dünyasında büyük heyecan yarattı.
Van Gölü Havzası, katman katman yükselen bir tarihe sahip. Gölün ortasındaki Akdamar Adası’nda bin yıllık heybetiyle duran Kutsal Haç Kilisesi gökyüzüne bakarken, hemen altında 3 bin yıllık bir kale derin sessizliğini koruyor. Bu durum, Van Gölü’nün binlerce yıl içerisinde su seviyesindeki büyük değişimleri ve medeniyetlerin bu coğrafyaya nasıl kök saldığını gözler önüne seriyor. Urartuların bir zamanlar kıyısında yaşadığı bu alanlar, doğanın döngüsüyle bugün suyun onlarca metre altında birer batık şehre dönüşmüş durumda.
Bu antik kale ve derin suların tek bir efendisi var: İnci Kefali. Van Gölü’nün tuzlu ve yüksek sodalı suyunda yaşayabilen tek balık türü olan İnci Kefali, binlerce yıldır aynı döngüyü sürdürüyor. Kalenin kalıntıları arasında süzülen bu balıklar, her yıl üremek için akarsulara doğru gerçekleştirdikleri kutsal göçleriyle gölün yaşayan tek hafızası konumunda. Tarihi kalıntılarla iç içe geçen bu doğal döngü, Van Gölü’nü hem biyolojik hem de arkeolojik açıdan benzersiz kılıyor.




Yorumlar kapalı.