TÜİK’in 2025 yılı sonu verileri, Türkiye’deki toplumsal değişimin sarsıcı boyutlarını gözler önüne serdi. Geçtiğimiz yıl 193 bin kişinin boşanmasıyla tarihi zirveye ulaşan oranlar, her gün ortalama 530 evliliğin sona erdiğini kanıtlıyor. En dikkat çekici veri ise bu ayrılıkların %40’ının evliliğin ilk üç yılında gerçekleşmesi. Borç yüküyle başlanan evliliklerde ekonomik stres, çatışmanın birincil kaynağı haline geliyor.
GZT’nin aktardığına göre, boşanma sürecinde yıllarca süren eşya paylaşımı davaları ve bekârlık borçlarının yarattığı krizler, noterlerdeki “Evlilik Sözleşmesi” taleplerini patlattı. Yaklaşık 5.500 TL maliyeti olan bu sözleşmeler, artık sadece yüksek gelir grubunun değil, eğitimli beyaz yakalı kesimin de temel güvencesi.
Eskiden sadakatsizlik sorgusu olarak görülen “Bana güvenmiyor musun?” sorusu, yerini “Geleceğimizi koruyalım” mantığına bıraktı.
Uzmanlar, evlilik öncesi alınan taşınmazların taksitlerinin evlilik süresince ödenmesi durumunda eşlerin hak sahibi olduğunu, sözleşmelerin bu karışıklığı önleyen tek mekanizma olduğunu belirtiyor.
Sosyologlar, bu durumu “duygusal rasyonalizm” olarak tanımlıyor. Modern birey, aşkı kutsal bir bağ olarak görmeye devam etse de ekonomik realiteler karşısında “ortaklık hukuku” geliştirmek zorunda kalıyor. Ancak madalyonun öbür yüzünde, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle “boşanamayan” bir kitle de birikiyor. İki ayrı ev kirası, depozito ve sıfırdan ev kurma maliyeti, mutsuz evlilikleri birer “mecburi ikamete” dönüştürüyor.
Ekonomik darboğazı aşarak ayrılmayı başaran çiftlerin birçoğu, büyük borçlarla aldıkları çeyiz ve eşyaları spot piyasasında değerinin çok altında elden çıkararak nakit arayışına giriyor. Boşanma, modern Türkiye’de sadece duygusal bir kopuş değil, aynı zamanda yönetilmesi gereken ciddi bir finansal operasyon halini almış durumda.




Yorumlar kapalı.